AK PARTİ’DE TEMAYÜL HEYECANI!
“KUDÜS, SELAHATTİN EYÜBBİ DEMEKTİR”
 “ADİL OLACAĞIM! HZ. ÖMER’İN SÖZÜNÜ KENDİME ŞİAR EDİNECEĞİM”
“LEYLA ANNE ARTIK GEZEBİLECEK”
Bu yazı 19 Mart 2012, Pazartesi 13:24:19 tarihinde eklendi. 1432 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Hakk’ın Sunmadığını Almaya Çalışanlar! - Nizamettin ÖNEGEL

Hakk’ın Sunmadığını Almaya Çalışanlar!

Bir eski fotoğraftı baktığım; uzun ve geniş paçalar, yakası uzun gömlekler ve kulak üstlerine uzatılmış saçlarla objektiflere yan bakan delikanlılar… Kimisi Almanya yolunu tutmuş, kimisi Antalya’ya uzanmış, kimisi de İstanbullu olmuş vakti zamanında. Her biri bir macera dehlizinden geçerek ulaşmış şimdiki mekânlarına. Bir tek geçim derdi var bir de özlem… Fotoğraf da çalıştıkları memlekette çekilmiş bir tatil gününde. Annelerin, babaların, nişanlıların, sevgililerin yol beklediği zaman diliminde… Öyle saat başı telefonlar, mesajlar, internetler de yok! Bir mektup veya mahalle bakkalına edilen telefon, hepsi bu!

 

Bir de yeni fotoğraf. Medeniyetin son halkasından; düştü düşecek pantolonlar, spor ayakkabılara inen boru paçalar, çeneye inmiş fauller, kesik kaşlar, küpeli kulaklar… Hayatı yaşamanın kıyısında, bir tatil gününde çekilmiş fotoğraf…

 

Ve son bir fotoğraf karesi… Her biri ayrı memleketten, her biri ayrı hikâyelerle toprağı ıslatmakta olan bedenler…

 

Niyetimiz kişileri giyimlerinden yola çıkarak eleştirmek değil elbet. Nereden nereye derken de kişilerin alışkanlıklarını, yaşam tarzlarını gündeme getirmek de değil… Ama nereden nereye sorusuna başka bir zaviyeden bakmak ve içimizi kanatan acıların fotoğrafını yakalayabilmektir.

 

Fotoğraflara boş gözlerle bakmaya başlarken boşlukları dolduran yaşların hesabını yapmadığımı hissediyorum. Her anlam bir diğerine karışıyor nedense. Özlemiyle yandığım karelere bakarken “keşke o saf halimizle kalabilseydik” diyor içimden bir ses. “Bu zenginlik, bu dünyayı algılayış, bu hak arayışları(!) bizi bozdu” diye devam ediyor. İtiraz gecikmeden geliyor akabinde; “O zaman da birileri(!) çiğniyordu saflığımızı!”

 

Yani birileri hep olacaktı, olmak zorundaydı gibisinden!

 

Resûlullah (sav) buyurdular ki: “İnsanlar öyle günler görecek ki, katil niçin öldürdüğünü, maktul de niçin öldürüldüğünü bilemeyecek.” Ürperiyorum sadece…

 

“Anneler ağlamasın” diyenler ağlatıyor ha bire. İnsanca yaşamanın önüne tıkaç arayanlar çok da uğraşmak zorunda kalmıyor. Aradıkları her şey ellerinin altında duruyor zaten. Dokunmak yetiyor maalesef. Ve anneler hep ağlıyor hiç susmamacasına… Dün gibi, bugün gibi ve belki de yarın… “Ne kirli bir dünya Allah’ım” deyiversen de “kirli olan dünya mıdır, yaşattıklarımız mı?” soruları dönüp yine seni vuruyor.

 

Bir eski fotoğraf duruyor çekmecemde; renkler ayrı bakışlar bir, fikirler ayrı omuzlar bir… Bir sanatçıya versem yeniler mi acaba, renklendirebilir mi sahi? Biliyorum, “teknoloji ilerledi neden olmasın” diyeceksiniz! Merak ettiğim; bu durumda kalpler aynı heyecanla atar mı? Anlar mı renkler bir diğerini, taşır mı ki bir diğerinin kaygısını? Sever mi ki gönüller uzaktan geleni yine eskisi gibi?

 

Yerini yadsıyan var mıdır ki hilkat ortamında? Bir üstünlük tasavvuru ‘hak alma’ masalına dönüşüyorsa, kelimeler suskunlaşır ardınca. Hakk’ın sunmadığını(!) almaya çalışanlar kana duran bu coğrafyanın müsebbipleri olarak tarihe imza attıklarının ne kadar farkındalar?

 

'Tarih'i 'tekerrür' diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?
“ diye uyarsa da Mehmet Akif, tekerrür hiç bitmiyor. Çünkü fotoğraflardaki manzaralar değişse de, fotoğrafçılar(!) hep aynı kafa.


Yazdır Paylaş
Adınız :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
Yazmış olduğunuz yorumlar küfür hakaret vb. içerik içermemelidir. Yorumlar yönetici onayından sonra yayınlanmaktadır.
Yapılan Yorumlar
Diğer Nizamettin ÖNEGEL Yazıları
Genç İlçemiz Önemli Telefon Rehberi

     Web sitemizdeki bütün materyalleri Gencin Sesi linkiyle kaynak
göstermek şartıyla kullanabilirsiniz. halı saha yapan firmalar
Web sitemiz Bingöl reklam kod ve tasarımına sahiptir. © 2007-2016