Bingöl genç haberleri google
Bingöl genç haberleri google
DOLAR 18,4452 % 0.14
EURO 17,7481 % -0.61
GRAM ALTIN 962,94 % -1,05
ÇEYREK A. 1.574,41 % -1,05
BITCOIN 356.520 1.105
ÜYE PANELİ
SON DAKİKA
hava
Google News

Dinin Dünyevileşmesi

Bilindiği gibi Modern Türk devleti, hem Osmanlı kültürünü hem de İslam dinini toplumun hayatından çıkarmak üzere inşa edilmiştir. Bu nedenle Cumhuriyet devleti, Osmanlı mirasını da tümüyle ret etmek zorunda kalmıştır. Çünkü modernizm, İslam dini ile, dolayısıyla insan fıtratı ile savaşmak durumundaydı. Osmanlı’yı İslam’dan soyutlayıp sahiplenmek imkânsız olduğu için mirasına da sahip çıkılmadı, yoksa kurulan Türk devletlerinin sayısıyla övünen zihniyetin ilk başta Osmanlı devletine sarılması gerekirdi. Böylece Osmanlı mirası üzerine kurulan bir devlet, kendi geçmişiyle, tarihiyle, kültürüyle, değerler sistemiyle yabancılaşma sürecine girmiştir.

Son Güncelleme :

19 Kasım 2012 - 14:47

/ 75 views kez okundu.
Dinin Dünyevileşmesi
Dönüşüm için devlete ve topluma ait olan her şeyin, tarih, kültür, inanç, din, kılık-kıyafet, simge, sembol gibi eskiye ait ne varsa kökten kaldırıp yerine yenilerini koymak modernizmin gereği idi. Bunun için de sadece yeni kurumlar değil, yeni tip insan da gerekiyordu. Esasen modernlik tektipliliği öngörür, modernite monolitik bir ideolojidir; farklı olan geridir, ilkeldir, zararlıdır, ortadan kaldırılabilir.
İşte Müslüman coğrafyanın yaşadığı modernleşme sürecinde insanımız, bir taraftan geçmişine yabancılaştırılırken diğer taraftan sömürgeci Batı’nın çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirilmeye çalışılmıştır.  İlk dönemde devleti yöneten kadro, Batıcı bir kadroydu ve onlara göre, Anadolu halkları geri, cahil, ilkel, dini hurafelerle aldatılmış insanlardı, bunlar kendi haline bırakılırsa yol alınamazdı, o nedenle zorla değiştirilmeleri, modernleştirilmeleri gerekiyordu.
Bu nedenle harften kılık kıyafete kadar toplumu baştan aşağı ve hızlı bir şekilde değiştirecek girişimlerde bulunuldu, dinin içinin boşaltılarak vicdanlara hapsedilmesi suretiyle gündelik hayattan çekilmesi istendi. Ancak, Takrir-i Sükûn, İstiklal Mahkemeleri, sürgünler, idamlar, tehcir vs sert müdahalelere rağmen Anadolu’nun Müslüman ahalisi bu modernleşme projesine genel itibariyle direndi.
Genel olarak İslam coğrafyasının Müslüman halkı iki yüz yıldır bütün dayatmalara rağmen modernizasyona iradi veya refleks olarak direnmeyi sürdürmüştür. Her türlü fiziki ve manevi baskılara rağmen tarihsel ve yerel değerlerine tamamen yabancılaştırılamamıştır. Köklerinden koparılamayan toplumlar, modern güç uygarlığı ve piyasa için en büyük potansiyel tehlike olmaya devam etmiştir.
Bugün yol aldığımız süreç ise iki yüzyıllık genel çizgiden ciddi bir sapma göstermektedir. Gerçekten deModernizmin bütün olumsuzluklarını içselleştirmiş, yozlaşmış, çürümüş, kokuşmuş bir dindarlık anlayışı ile karşı karşıyayız. Kuşkusuz Müslümanlar da, ait olduğu çağın ruhunu kavramak durumundadır. Ancak toplumun din konusunda nereye doğru evrildiğini tahmin etmek oldukça zordur.
Bu açıdan Prof. Dr. Bedri Gencer’in şu tespitini önemli buluyorum: “Batı, İslam dünyasına karşı iki cepheli bir savaş yürütüyor. Bir taraftan Müslümanların mukaddesatına saldırı, İslamofobi ile İslam’ı öcüleştirmeye, İslam dünyasının siyonizme karşı siyasi direncini kırmaya, diğer taraftan “İslam medeniyeti” söyleminde somutlaşan bir “mutedil İslam” anlayışını yayarak İslam’ı evcilleştirmeye çalışmakta”…
Abdestli, namazlı, niyazlı, oruçlu, hacı, hoca, şeyh vs ile donatılmış bu zihniyetin öncüleri artık meselelere gönül gözüyle, hikmetle yaklaşmak yerine dünyevi pencereden bakarak değerlendirmeleri dikkat çekicidir. Bu kesimler modernleştikçe dünya görüşleri ve hayata bakışları da sekülerleşmektedir.
Bu yeni modernist düşüncenin ve yaşam tarzının Müslüman toplumun zihin dünyasını sarstığı çok açıktır. Modernleşme, bütün dünyada olduğu gibi, bu coğrafyada da artık toplumun dokusunu bozmuştur. Bunun öncülüğünü yapan yeni yönetici kadro, söylemleri ile olmasa bile, icraat ve yaşam tarzlarıyla hikmeti, hakikati, ahlakı, tefekkürü, takvayı İslam’ın tarihi ve geleneksel inancı içinde geçmişte gören ve bunları artık eski, çağdışı olarak değerlendiren bir tutum sergilemektedir. Bu yaklaşım, İslam anlayışını adeta Protestanlaştırarak, modernleşme adına dini modernizmin hizmetine vermektedir.
İslam’ı düşünce ve hayat merkezine alan biri olarak açıkça ifade etmeliyim ki, laikperest batıcıların modernleşme ve din’de reform girişimlerine direnen Müslümanların, bugün İslam iddiasında olan yöneticilerin din’de modernleşme dayatmasına direndiklerini iddia etmek pek mümkün değildir. Yönetici kadro ve yandaşları kabul etmese de modernleşme, Müslümanları hızla dünyevileştirmektedir.
En basit bir örnekle, ultra-lüks sitelerde oturup lüks arabalarla caka satan Müslümanların modernizmle kavgası düşünülemez. Yine insanlarımızla birlikte, Kentsel dönüşüm projesiyle kentlerimiz de gökdelenlerle modernleştirilmekte(kirletilmekte), böylece köklerinden ve inanç değerlerinden tamamen koparılmaktadır. Ancak bu anlayışın dini hayatımıza yön vermiş olması korkutucu ve tehlikelidir. Çünkü modernizm; insanı bütün benliği ile seküleştirerek teslim almak demektir. Bu dönüşümü, “inandığı gibi yaşamayanların yaşadığı gibi inanmaya başlaması” olarak değerlendirmenin umarım bir sakıncası yoktur.
 
ab_erdogmus@hotmail.com