Orta Doğu'nun Hiroşiması: HALEPÇE | Gencin Sesi Gazetesi - Bingöl Haber - Genç HaberGencin Sesi Gazetesi – Bingöl Haber – Genç Haber

9 Mart 2021 - 09:55

Orta Doğu’nun Hiroşiması: HALEPÇE

Orta Doğu’nun Hiroşiması: HALEPÇE
Son Güncelleme :

19 Mart 2012 - 13:14

27 views
Halepçe Katliamı dünyanın en büyük insanlık trajedilerinden biridir.Aradan yıllar geçmesine rağmen bugün hala kimyasal gazların etkisi devam ediyor. Bombardıman sonrası ortaya çıkan vahşet görüntüleri çoğumuzun hala hafızalarında tazeliğini korumaktadır. Sokak ortalarında, evlerinde, iş yerlerinde birbirine sarılarak ölen yüzlerce ailenin görüntüleri insanlık dışı vahşeti tasvir etmektedir. Torununu kucağında korumaya çalışan yaşlı dedenin görüntüsü ile Şivan Perwer’in “Halepçe” ağıtı yaşananları sembolize etmeye yetmektedir.

 

16–17 Mart 1988 tarihinde Saddam Hüseyin yönetimi tarafından gerçekleştirilen ve iki gün süren zehirli gaz bombardımanı sonrası çoğunluğunu çocuk ve kadınların oluşturduğu yaklaşık 5 bin kişi kaçma fırsatı dahi bulmadan zehirlenerek ya da yanarak öldü. Doğanın da büyük ölçüde zarar gördüğü bu saldırıda çevre kirliliği yanında su kaynakları zehirlenmiş, kimyasal gazların etkisiyle on binlerce evcil hayvan yanı sıra bütün canlılar telef olmuştu.

 

 

 

Kullanılan kimyasal gazlar günümüze kadar takriben 50 bin kişinin ölümüne on binlerce insanın da sakat kalmasına sebep olmuştur. İddiaya göre Halepçe'de özürlü doğum oranın Hiroşima ve Nagasaki'nin 4 katıdır. Bu nedenle Halepçe “Orta Doğu’nun Hiroşiması” olarak tanımlanır.

 

 

 

Dünyanın gözü önünde gerçekleştirilen bu katliamın sorumlusu kuşkusuz tek başına Diktatör Saddam Hüseyin ve Ordusu değildir. Gerek İran-Irak savaş sırasında gerekse de savaştan hemen sonra Irak ordusunun Kürt halkına karşı başlattığı saldırılarda kullanılan silahlar Batılı ülkelerden ve özellikle de ABD’den sağlandığını unutmayalım.

 

 

 

Anti-emperyalist İran’a karşı Irak’ı destekleyen aynı ülkeler, kimyasal silah ürettiği gerekçesiyle Irak’ı işgal etmiş ve işbirlikçileri Saddam Hüseyin yakalanarak Irak Yüksek mahkemesine teslim edilmiştir.

 

Halepçe katliamı'nda Kürtlere karşı işlediği katliam sucundan yargılanmış ve Duceyil Davası’nda, insanlığa karşı işlenen suçlardan mahkûm edilmiş, asılarak idamına karar verilmiştir. Ayrıca Mahkeme, Halepçe Katliamı'nın başrolünde yer alan Saddam Hüseyin'in kuzeni, Kimyasal Ali'yi, Halepçe'deki kimyasal gaz saldırısının sorumlusu olarak insanlığa karşı suç işlemekten idama mahkûm etmiş, 24 Ocak 2010'da infaz edilmiştir. I Mart 2010 yılında da Irak Yüksek Ceza Mahkemesi Halepçe katliamını ‘soykırım’ olarak tanımıştır.

 

 

 

İnsanlık trajedisi olarak tarihe geçen ‘Halepçe Katliamı’, Kürtlere bağımsız devlet olma yolunu da açmıştır.Ödenen bu kadar ağır bedeller ve verilen yaklaşık bir asırlık mücadeleden sonra, alt yapısı da zaten oluşturulmuş Kuzey Irak Kürt yönetiminin Mesud Barzani liderliğinde ‘bağımsız devlet’ olmayı fazlasıyla hak ettiğini düşünüyorum. Her halk gibi Kürtlerin de kendi kaderlerini tayin hakkı vardır. Önemli olan yeni trajedilere meydan vermeden coğrafyamızın tarihi kodlarıyla uyumlu bir siyasi duruş sergileyebilmektir. Bunun için de, çevre ülkeler gibi 19. yüzyılın ideolojik dünyasında kalmış ulusçu/milliyetçi devlet paradigmasına takılmadan çağımızın çoğulcu, özgürlükçü, katılımcı demokrasi anlayışına uygun bir siyasal sistemi inşa etmesidir. Bu sayede Ortadoğu coğrafyasına da örnek teşkil edecek bir devlet modeli ile BM’in saygın üyesi olabilir kanaatindeyim.

 

 

 

Halepçe olaylarıyla ilgili kendi hatıramı da sizlerle paylaşmak istiyorum. 16–17 Mart 1988 yılında Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak hava kuvvetlerine bağlı uçaklar tarafından Halepçe kenti bombalandıktan sonra Saddam zulmünden kaçan On binlerce Kürt Türkiye’ye sığınmış, binlercesi de Diyarbakır’a yerleştirilmişti.

 

 

 

Halepçe katliamının birinci yıl dönümü (1989), benimde Diyarbakır Belediye Başkanlığına aday olduğum yerel seçimlerle aynı döneme denk gelmişti. Kürt milliyetçileri, sol ve sosyalist kesimler katliamın yıl dönümünü 21 Mart Nevruz günü ile birleştirmişlerdi. Biz de, partili ve diğer bazı dostlarımla birlikte 16–17 Mart günlerini Halepçe yıl dönümü münasebetiyle yas günleri ilan ettik. Bu nedenle de seçim karargâhlarıma siyah bayraklar astırdım, basın toplantısıyla katliamdan fotoğraflar ve slayt gösterileri izlettim ve binlerce insanın katılımıyla büyük bir miting tertip ettik. Irak’tan göç eden yüzlerce Kürt peşmergenin yerel kıyafetleriyle mitinge katılıp gözyaşı dökmelerini ise hiç unutamıyorum. Tabi ki milliyetçi ve sol çevrelerin kızgınlığı ve öfkesini tahmin etmek zor değil. Bütün samimiyetimle ifade etmeliyim ki, benim amacım seçim propagandasına yönelik değildi ve tamamen düşünce ve inanç dünyamla ilgiliydi. Zaten sadece Türkiye’de değil, takip ettiğim kadarıyla dünyada aynı günde böyle kapsamlı ve büyük mitingi ilk defa biz gerçekleştirdik. Açıkçası, Kasap Saddam Hüseyin’i, destekçileri emperyalist devletleri ve işbirlikçilerini Halepçe katliamı nedeniyle kitlesel olarak ilk defa tel’in ve protesto etme onuru bize aittir.

 

 

 

Daha sonra seçimleri sandıkta değil, masa başında kaybetmem ve merhum Erbakan hoca liderliğindeki RP (Refah Partisi) inden veto edilmemin en önemli gerekçelerinden bir olsa da hayatımda yaptığım en ahlaki, imani ve vicdani eylemlerden biri olarak iftihar ettiğimi söylemeliyim. Gerçekten de bedelini çok ağır ödediğim ve ödemeye de devam ettiğim bu eylemin, sicilimde ancak bir onur olarak durduğuna inanıyorum. Bugün bir kez daha insanlık tarihine düşen kara lekelerden biri olan Halepçe katliamını, 24. yıl dönümü nedeniyle anıyoruz. Yeni trajedilerin bir daha yaşanmaması için dua ediyoruz.

 

 

 

Abdulbaki Erdoğmuş

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Gencin Sesi TV

Genç Berat Rezidans