Bingöl genç haberleri google
Bingöl genç haberleri google
DOLAR 18,4191 % 0.52
EURO 17,8508 % -1.1
GRAM ALTIN 973,15 % -1,09
ÇEYREK A. 1.591,10 % -1,09
BITCOIN 351.296 -1.859
ÜYE PANELİ
SON DAKİKA
hava
Google News

SİSTEMİ DÖNÜŞTÜRMEK

Son Güncelleme :

03 Aralık 2014 - 13:49

/ 77 views kez okundu.
SİSTEMİ DÖNÜŞTÜRMEK

 


Olayları tanımlarken durulan yer, fazlaca önem arz etmektedir. Veri tabanının doğru veya yanlış tespiti, olayın analizinde temel belirleyici olacaktır. Ölçü olarak kabul edilen değerlerin yanlış seçilmesi, kendi başına problem kaynağıdır. Cumhuriyet tarihinden günümüze dek yaşadığımız sıkıntılar, bir anlamda bu şekilde cereyan eden olayların neticesidir. Dolayısıyla yapay olarak ortaya çıkan bu sorunlar ile uğraşmak yerine, soruna kaynaklık eden sistemin backraundu ile ilgilenmek gerekir. Zira yüz yüze kaldığımız bireysel ve toplumsal sorunlar birer sonuçtur.

 


 


Bu olayları anlamaya çalışırken acaba hangi bakış açısı ile olaya yönelmeliyiz? Bütün önyargı ve klişeleri bir yana bırakıp, İslami ve insani bir perspektif mi sunacağız? Yoksa milli menfaat, milliyetçi/tek tipçi bir anlayışı mı oluşturacağız? Olayları değerlendirmeye tabi tutacak bakış açısı tespit edildikten sonra, mesele daha kolay anlaşılacaktır


Bugün sadece Türkiye, Suriye, Irak, Afganistan’da değil tüm İslam coğrafyasında yaşanan durumun “İslam kimliğinin” geçirdiği büyük deformasyonun ve etkisizleştirilmenin bir sonucudur. İslami düşünüş ve anlayış canlı tutulduğu zaman dilimlerinde, bu tür sorunlar ile İslam toplumlarının karşılaşmaması rastlantısal bir durum değildir. İslam kimliğindeki çözülme beraberinde birçok sorunu da ortaya çıkarmıştır. Osmanlının son demleri, islami hassasiyetlerin azaldığı bir dönem olmuştur. Bu dönemde harici faktörlerinde etkisi ile ilk Kürt ayaklanmaları baş göstermiştir. Ortaya çıkan bu durum ulus devlet modeline göre inşa edilen cumhuriyetin ilanında da devam etmiştir. Zira bilindiği gibi cumhuriyet eliti, bu tür sorunlara çözüm bulmak yerine, sorunları daha da büyütecek düşünüş biçimlerine sahiplik yapmış ve bu doğrultuda politikalar üretmişlerdir.


Şimdi burada sorun ne, sormak lazım? Sorun mevcut durum mu, yoksa mevcut durumu ortaya çıkaran düşünce tarzı mı? Sistem meseleyi hiçbir zaman bu düzlemde tartışmak istememiştir. Sorunu hep dışsal faktörlerle açıklayıp, inkâr temeline sahip, şiddet ve inkâr politikasıyla önlemeye çalışmıştır. Böylesine bir çözüm anlayışının gerçekte çözüm olmadığını, tüm ülke halkı çok acı bir biçimde anlamıştır.


Hatalarımızı bilmeden, sorgulamadan, hata yaptığımız insanların mağduriyetlerini telefi etmeden bu sorunu hal etmemiz zorlaşacaktır. Mesele hukuksuz ve demokrasisiz bir sistemin sorgulanması meselesidir. Yaşanılan bütün olumsuzlukların altında ülkenin tam anlamıyla demokratik bir yapıya geçmemesinden kaynaklanmaktadır.


Bugün tabulaştırılan birçok hususta devlet reformlar yapmaktadır. Bu reformlar, aslında sistemin öngörüleri ve temelleriyle örtüşmemektedir. Bir anlamda sistem, içten ve özellikle dıştan gelen yoğun baskılara direnememiş ve kendi durduğu yönü kendine rağmen değiştirmek mecburiyetinde kalmıştır.


Türkiye’nin en önemli sorunu olan Kürt sorunu tarihsel süreç olarak daima güvenlik sorunu olarak görülmüş olup cumhuriyetten bu yana özellikle 1980 yılından itibaren siyasilerce bu sorunun çözümü silahlı kuvvetlere bırakılmıştır. 1980-2000 arası bölge, hukuksuzluğun kol gezdiği, işkence, faili meçhuller ve köy yakmaların yoğun olarak yaşandığı bir yer haline gelmiştir. Jitem, koruculuk, özel tim ve itirafçılar gibi örgütlenmeler ve bu örgütlenmelerin tamamen hukuk dışı, keyfi denetlenemeyen uygulamalarıyla sorunlar giderek büyümüş ve içinden çıkılamaz bir durum almasına sebep olmuştur.


Tüm sivil birimler askerileşen bölgede askerin emri altında hareket etme alışkanlığı edinmiş ve tüm hukuksuz uygulamaların aracısı durumuna gelmiştir. Üstelik bu sorun ülkenin diğer bölgelerine taşınarak daha başka sorunlara dönüşmüş ve var olduğu söylenen demokratik sistem ve hukuk düzeni yara almıştır. Türkiye’nin hukuka dayalı bir demokrasiye geçebilmesi bu dönem ile ilgili yaşanan hukuksuzluklarla yüzleşmesiyle mümkün olduğu görülmüştür.


Türkiye’de sivil siyasetin güç kazanması, siyasetin ve asker-sivil ilişkilerinin normalleşmesi, iktidarın öncelikli meselesi olmuştur. Çeteler, darbeciler ve vesayetçi odaklarla mücadelede AK Parti iktidarının ortaya koyduğu siyasi kararlılık ve cesaret, belirleyici ve ön açıcı olmuştur. AK Parti’nin başlattığı ve önünü açtığı bu süreçte TBMM’nin, yargının, medyanın ve toplum kesimlerinin darbeci anlayışla mücadelede cesur tavırlar sergilemesi mümkün olmuştur.


Son yıllarda yapılan birkaç değişikliği sadece hatırlatma bağlamında sizlerle paylaşmak istiyorum.


Olağanüstü Hal, Ak Parti iktidarları döneminde kaldırılmıştır. Milli Güvenlik Kurulu ve MGK Genel Sekreterliği’nin yapısı değiştirilmiştir. MGK kararlarının tavsiye niteliğinde olacağı kanunla hükme bağlanmıştır. MGK Genel Sekreteri’nin TSK mensupları dışından atanabilmesinin, kararların uygulanmasına ilişkin yetkilerinin kaldırılmasının önü açılmıştır. MGK Kanunu’nun uygulanmasına ilişkin ‘gizli’ yönetmelik öngören hüküm ve tüm kamu kurumlarının MGK Genel Sekreterliği’ne bilgi verme yükümlülüğü ortadan kaldırılmıştır. Anayasa değişikliği ile sivillerin askeri mahkemelerde yargılanması dönemi sona ermiştir.


Darbe davalarının sivil mahkemelerde görülmesinin önü açılmıştır. İl ve ilçelerde sivil-asker ilişkileri yeniden düzenlenmiştir. TSK’nın etkin denetimi için yeni düzenlemeler yapılmıştır. Yüksek Askeri Şura kararları yargı denetimine açılmıştır. Anayasanın Geçici 15’inci Maddesi kaldırılmış, 12 Eylül Askeri Müdahalesinin yargılanmasının yolu açılmıştır. Sayıştay Kanunu değiştirilmiş, askeri harcamaların denetlenmesinde yeni bir süreç başlatılmıştır. 28 Şubat döneminde çıkarılan Bakanlar Kurulu kararları yürürlükten kaldırılmıştır.


Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu kaldırılmıştır. 28 Şubat’ta çıkarılan Başbakanlık genelgeleri aynı şekilde kaldırılmıştır.  28 Şubat mağdurların haklarının iade edilmiştir. Kat sayı uygulamasındaki haksızlık giderilmiştir. YÖK’ün oluşumunda Genel Kurmay Başkanlığının aday gösterebilmesini öngören hüküm kaldırılmıştır. RTÜK Üyeliği için MGK Genel Sekreterliğinin aday göstermesine ilişkin düzenlemeler kaldırılmıştır. Okullarda okutulan milli Güvenlik dersinin askerlerce verilmesi kaldırılmış, milli güvenlik dersinin içeriği diğer dersler içinde verilmeye başlanmıştır.


1960 darbesinden beri yürürlükte olan, Kırmızı Kitap diye bilinen, birçok antidemokratik müdahalenin ve uygulamaların gerekçesi olarak gösterilen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi değiştirilmiş ve tamamen demokratik bir içeriğe kavuşturulmuştur. Buna bağlı olarak iç güvenlik, dış güvenlik ve askeri strateji belgeleri de yeniden demokratik bir ülkede olması gerektiği gibi düzenlenmiştir.  Kürtçenin seçmeli ders olarak okutulması, Özel Radyo ve Televizyonlara Anadilde yayın serbestîsi getirildi. Bireylerin Mahkemelerde farkı dilde savunma yapma hakları sağlandı. TRT ŞEŞ Kürtçe Yayın kanalı açıldı.


Faili meçhul dosyalar yeniden açılarak, karanlık odakları aydınlatmada kararlı bir duruş sergilenmiştir. Siyasal ve sosyal alanda demokrasiyi güçlendirecek pek çok değişikliği içeren 2 anayasa referandumu yapılmıştır. Bu çerçevede Cumhurbaşkanının da doğrudan halk tarafından seçilmesini sağlayacak düzenleme de hayata geçirilmiştir. HSYK’nın yapısının değiştirilmesi başta olmak üzere, yargı bağımsızlığını güçlendirmeyi ve yargının işleyişini hızlandırmayı amaçlayan pek çok reform gerçekleştirilmiştir.




Türkiye’de sivil siyasetin güç kazanması, siyasetin ve asker-sivil ilişkilerinin normalleşmesi, iktidarın öncelikli meselesi olmuştur. Çeteler, darbeciler ve vesayetçi odaklarla mücadelede AK Parti iktidarının ortaya koyduğu siyasi kararlılık ve cesaret, belirleyici ve ön açıcı olmuştur. AK Parti’nin başlattığı ve önünü açtığı bu süreçte TBMM’nin, yargının, medyanın ve toplum kesimlerinin darbeci anlayışla mücadelede cesur tavırlar sergilemesi mümkün olmuştur.


 


Hala bu mücadele tamamlanmış, sona ermiş değil. Türkiye 1950 sonrası dönemde her 8, 10 yılda bir darbelerle ve muhtıralarla kesilen bir siyasi tarihe sahip. Darbe ve muhtıralarla kesilen demokratik süreç, eş zamanlı olarak basın, ifade özgürlüğünü, temel hak ve hürriyetleri kısıtlayan bir sürecide beraberinde getirmiştir. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne en çok şikâyet giden ikinci ülke ise demokrasimize yapılan bu müdahalelerin ve müdahaleler sonrasında yaşanan insan hakları ihlallerinin neticesinde tüm bunlar yaşanıyor. Bugün itibariyle Türkiye, tarihinde yaşamış olduğu bu sıkıntılarından arınmak, demokrasinin kalıcı ve sürdürülebilir olması adına çok önemli gayretler çabalar ortaya koymuştur. Ancak hala gelmesi gereken noktaya gelinmemiş ve kat etmesi gereken mesafeler vardır.


Burada önemli bir noktada sistem dönüşümünü daha tam anlamıyla gerçekleşmemesi. Bu dönüşüme direnen kurumlar ve yapılar var. Sistem tam anlamıyla dönüşmeden sorunların birden haledilmesi mümkün görünmüyor.  80 yıllık büyük sorunların çözümünü 12 yıllık ak parti iktidarı döneminden bir anda beklemek çokta doğru olmaz. Daha zaman ihtiyacımız var…