Bingöl genç haberleri google
Bingöl genç haberleri google
DOLAR 18,5039 % -0.02
EURO 18,1433 % -0.12
GRAM ALTIN 988,22 % 0,03
ÇEYREK A. 1.615,74 % 0,03
BITCOIN 357.777 -1.064
ÜYE PANELİ
SON DAKİKA
hava 29°
Google News

Yeni Siyaset Dili

Türkiye Cumhuriyeti’nin geçmiş dönemlerinde, her on yılda bir siyasete müdahale etmek şeklinde bir gelenek oluşturulmuştu. Bu müdahale bazen yönetime el koymak bazen de siyaseti dizayn etmek, tasarlamak şeklinde gerçekleştiriliyordu. Bu nedenle de başta Medya, Üniversiteler ve sermaye çevreleri olmak üzere etkin kurum ve kuruluşlar askerle dirsek temasını hep sürdürmeyi önemsemişti.

Son Güncelleme :

05 Kasım 2012 - 16:08

/ 88 views kez okundu.
Yeni Siyaset Dili
AK Parti iktidarının başlangıcında da benzer tehditler ve e-muhtıra gibi girişimler olsa da “dış destek” alınamamış ve hükümetin cesur karşı duruşu ile de girişimler, müdahaleler boşa çıkarılmıştır.Ayrıca iktidar partisi AK Parti, gerçekleştirdiği yasa ve anayasa değişiklikleriyle de asker ile dirsek temasında olma ihtiyacını ortadan kaldırmıştır. Artık dirsek temasında olunması gereken siyaset ve tabi ki en başta İktidar partisi olmuştur. Kuşkusuz bu durum, Türkiye’nin demokrasi ve hukuk devleti olma umudunu da artırmıştı.
Ne yazık ki, on yıllık bir iktidar döneminin sonunda askeri müdahale yerine demokrasi rotasını değiştiren bizzat siyasetin kendisi olmaktadır. Son bir yıldır bu yönde başlayan kaygılarımız, giderek korkuya dönüşmektedir. Bu durumda “ileri demokrasi” iddiasına rağmen demokrasiden korkan sadece asker değil, Türk siyaseti ve dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir.
Başbakan R.Tayyip Erdoğan’ın giderek artan gerginliği ve sert söylemleri demokrasiye olan umudumuzu zayıflatmaktadır. Dış politika söylemleri, muhalefete yönelik eleştirileri ve özellikle CHP ve BDP ile bilinçli yürütülen polemikler toplumsal gerginliğe de neden olmaktadır.Demokrasinin gereği olarak siyaset yapan ve TBMM’nde temsil edilen BDP’ye yönelik yürütülen öfke ve husumet siyaseti ise, demokrasi anlayışı ile izah edilemez.
Kuşkusuz BDP’nin de AK Parti’ye karşı ideolojik, kavgacı tutumunu düşmanlıkla izah etmek mümkündür, ancak demokratik siyasete müdahale hamlesinin doğrudan İktidar tarafından yapılması vahim bir durumdur. Başbakan’ın BDP’ye “ya Kandil ya da TBMM çağrısı hiçbir gerekçe ile izah edilemez. Serbest ve yasal seçimler sonucu halkın iradesi ile seçilen milletvekillerin tek adresi vardır, o da ancak ve ancak TBMM’dir.
BDP yöneticilerinin elini “terör” gerekçesiyle tutmayan, görüşmeyi “terörü kınama” koşuluna bağlayan Başbakan’ın, daha sonra deşifre edilen devlet- örgüt görüşmelerini örnek bir siyasi davranış ve cesaretle sahiplenmesi barış umutlarını artırmışken, bugün sergilediği tutum tam tersine savaşı çağrıştıran bir izlenim sergilemektedir.
BDP’ye bu kadar husumetle yüklenmenin ve hedef göstermenin arka planında PKK ile yürütülen bir müzakere söz konusu değilse, durum gerçekten endişe vericidir. İçine düştüğü girdaptan kurtulmak için BDP’yi tasfiye etmeye kalkışmak BDP ile birlikte intihar etmektir. Her şeye rağmen umarım AK Parti- BDP geriliminden bir uzlaşma çıkar ve çatışmaların en yoğun yaşandığı bu dönem, ateşkes’e en yakın olduğumuz dönem olacaktır.
Gerilim siyaseti sadece AK Parti ile sınırlı değildir. Partilerin ortak noktası; sorunların çözümüne yönelik politikalar üretmek yerine, sorunları daha da derinleştirerek krizlerden beslenme kolaycılığıdır. Bu nedenledir ki siyasi partilerin gerginliği esas alan politikaları Türkiye genelinde sorun oluşturmaktadır.Son yıllarda siyaset ve Parti liderlerinin söylem ve üslubu; daha etkin ve yaygın olarak toplumu kutuplaştırmış, zihinsel bölünmeyi ve ideolojik ayrışmayı derinleştirmiştir.Siyasi rekabet yerini siyasi husumete bırakmıştır. Siyasi rakiplerine tahammül etmeyen liderler düşmana karşı mücadele eder gibi birbirleriyle mücadele ediyor, dalaşmayı siyasi marifet sanıyorlar. Peki, siyasette bu kadar gerilimi yaşamak zorunda mıyız?
Demokratik siyaset; kutuplaşmayı, cepheleşmeyi değil, uzlaşmayı, mutabakatı öngörür.Bir siyasi parti, bir ideolojinin, bir sınıfın ya da grubun haklarını savunabilir, sorunları üzerinden siyaset yapabilir ama temsil ettiği ideoloji veya sınıfın çıkarlarıyla birlikte toplumun diğer kesimlerinin yararını da gözetecek ve ortak noktada buluşturacak bir siyaset geliştirebilmeleri gerekir, diye düşünüyorum. Ne yazık ki,  İdeolojileri, siyasi hedefleri, parti programları, politik üslup ve söylemleri farklı olsa da siyasi partilerimizin ve siyasetçilerimizin genel durumu birbirinden çok da farklı değildir.
Bu yaklaşımlar sorun çözme iddiasında olan ve her şeyden önce toplumsal barışı temin etme zorunluluğunda olan siyasi partilerin inandırıcılığını ortadan kaldırmakta ve toplumda ayrışmalara neden olmaktadır. Bütün siyasi partilerin ve öncelikle AK Parti’nin siyaset dilini yenilemesi gerekir. AK Parti ile geçen iki dönemde elde edilen kazanımların devam etmesi bütün Türkiye’nin lehine olacaktır. Öncelikle muhafazakâr-demokrat iddiasını sürdürebilmesi ve yeniden inandırıcı olması için AK Parti’nin milliyetçilik kuşatmasını yarması ve milliyetçi söylemlerden kaçınması gerekir. Yeni siyasetin dili asla milliyetçilik olmamalıdır. Aksi halde mevcut gidişat hiçbir kesime fayda getirmeyecektir. 
 
ab_erdogmus@hotmail.com
 
casino siteleri