Bingöl genç haberleri google
Bingöl genç haberleri google
DOLAR 18,5507 % 0.06
EURO 18,0337 % -0.11
GRAM ALTIN 988,20 % 0,07
ÇEYREK A. 1.615,71 % 0,07
BITCOIN 363.651 2.167
ÜYE PANELİ
SON DAKİKA
hava 12°

YÜZLEŞMEK

Sorun diye görülen birçok husus, aslında arka planda sorunu tanımlayan kişinin olaya bakış açısıyla ve fikriyle yakından ilişkilidir.

Son Güncelleme :

12 Mart 2013 - 16:04

/ 88 views kez okundu.
YÜZLEŞMEK
Olayları tanımlarken durulan yer, fazlaca önem arz etmektedir. Veri tabanının doğru veya yanlış tespiti, olayın analizinde temel belirleyici olacaktır. Ölçü olarak kabul edilen değerlerin yanlış seçilmesi, kendi başına problem kaynağıdır. Cumhuriyet tarihinden günümüze dek yaşadığımız sıkıntılar, bir anlamda bu şekilde cereyan eden olayların neticesidir. Dolayısıyla yapay olarak ortaya çıkan bu sorunlar ile uğraşmak yerine, soruna kaynaklık eden sistemin backraundu ile ilgilenmek gerekir. Zira yüz yüze kaldığımız bireysel ve toplumsal sorunlar birer sonuçtur.
 
Bu olayları anlamaya çalışırken acaba hangi bakış açısı ile olaya yönelmeliyiz? Bütün önyargı ve klişeleri bir yana bırakıp, İslami ve insani bir perspektif mi sunacağız? Yoksa milli menfaat, milliyetçi/tek tipçi bir anlayışı mı oluşturacağız? Olayları değerlendirmeye tabi tutacak bakış açısı tespit edildikten sonra, mesele daha kolay anlaşılacaktır.
 
Bugün sadece Türkiye, Suriye, Irak, Afganistan’da değil tüm İslam coğrafyasında yaşanan durumun “İslam kimliğinin” geçirdiği büyük deformasyonun ve etkisizleştirilmenin bir sonucudur. İslami düşünüş ve anlayış canlı tutulduğu zaman dilimlerinde, bu tür sorunlar ile İslam toplumlarının karşılaşmaması rastlantısal bir durum değildir. İslam kimliğindeki çözülme beraberinde birçok sorunu da ortaya çıkarmıştır. Osmanlının son demleri, islami hassasiyetlerin azaldığı bir dönem olmuştur. Bu dönemde harici faktörlerinde etkisi ile ilk Kürt ayaklanmaları baş göstermiştir. Ortaya çıkan bu durum ulus devlet modeline göre inşa edilen cumhuriyetin ilanında da devam etmiştir. Zira bilindiği gibi cumhuriyet eliti, bu tür sorunlara çözüm bulmak yerine, sorunları daha da büyütecek düşünüş biçimlerine sahiplik yapmış ve bu doğrultuda politikalar üretmişlerdir.
 
Şimdi burada sorun ne, sormak lazım? Sorun mevcut durum mu, yoksa mevcut durumu ortaya çıkaran düşünce tarzı mı? Sistem meseleyi hiçbir zaman bu düzlemde tartışmak istememiştir. Sorunu hep dışsal faktörlerle açıklayıp, inkâr temeline sahip, şiddet ve inkâr politikasıyla önlemeye çalışmıştır. Böylesine bir çözüm anlayışının gerçekte çözüm olmadığını, tüm ülke halkı çok acı bir biçimde anlamıştır.
 
Hatalarımızı bilmeden, sorgulamadan, hata yaptığımız insanların mağduriyetlerini telefi etmeden bu sorunu hal etmemiz zorlaşacaktır. Mesele hukuksuz ve demokrasisiz bir sistemin sorgulanması meselesidir. Yaşanılan bütün olumsuzlukların altında ülkenin tam anlamıyla demokratik bir yapıya geçmemesinden kaynaklanmaktadır.
 
Bugün tabulaştırılan birçok hususta devlet reformlar yapmaktadır. Bu reformlar, aslında sistemin öngörüleri ve temelleriyle örtüşmemektedir. Bir anlamda sistem, içten ve özellikle dıştan gelen yoğun baskılara direnememiş ve kendi durduğu yönü kendine rağmen değiştirmek mecburiyetinde kalmıştır.
 
Türkiye’nin en önemli sorunu olan Kürt sorunu tarihsel süreç olarak daima güvenlik sorunu olarak görülmüş olup cumhuriyetten bu yana özellikle 1980 yılından itibaren siyasilerce bu sorunun çözümü silahlı kuvvetlere bırakılmıştır. 1980-2000 arası bölge, hukuksuzluğun kol gezdiği, işkence, faili meçhuller ve köy yakmaların yoğun olarak yaşandığı bir yer haline gelmiştir. Jitem, koruculuk, özel tim ve itirafçılar gibi örgütlenmeler ve bu örgütlenmelerin tamamen hukuk dışı, keyfi denetlenemeyen uygulamalarıyla bölge halkı ezilmiştir.
 
Tüm sivil birimler askerileşen bölgede askerin emri altında hareket etme alışkanlığı edinmiş ve tüm hukuksuz uygulamaların aracısı durumuna gelmiştir. Üstelik bu sorun ülkenin diğer bölgelerine taşınarak daha başka sorunlara dönüşmüş ve var olduğu söylenen demokratik sistem ve hukuk düzeni yara almıştır. Türkiye’nin hukuka dayalı bir demokrasiye geçebilmesi bu dönem ile ilgili yaşanan hukuksuzluklarla yüzleşmesiyle mümkündür.
 
Şiddet yöntemleri ile önce yöre halkının hassasiyetleri tahrik ediliyor ve siyasi kimlikleri keskinleştiriliyor, böylelikle devletin şiddet içerikli eylemlere başvurmasının yolu açılıyor, Sonra bölgedeki güvenlik kaosunun, siyasi otorite üzerinde baskı unsuru olarak kullanılmasının yolu açılıyor. Bu yolla merkezdeki siyasi-askeri-bürokratik elitin gücünün muhafaza edilmesi hedefleniyor. Yani devletin iç güvenlik birimi olan jandarma mensupları bomba patlatarak, adam öldürerek bir iç güvenlik sorunu yaratıyor veya mevcut sorunu daha da tırmandırıyor.(Köy yakmaları, faili meçhul cinayetler ve Şemdinli’deki Kitapevinin bombalanması gibi)
 
Yerel kamu otoritelerinde çeteleşmenin olduğu bilinmektedir. Bu da Türkiye de kurumlar arasında bir uyumsuzluğun varlığını göstermektedir. Bu uyumsuzluk yüzünden demokrasi, özgürlükler ve ülkenin bütünlüğü tehdit altına giriyor veya yıpratılıyor.
 
Bölgede yaşanan olaylara bakış açımız çok önemlidir. Eğer hadiselere bakış açımızı netleştiremezsek çıkacak sorunlara karşı çözüm bulma olanağımız kalmayacaktır. Sorunları konuşmak ve diyalogları artırmak çözüme bir adım yaklaşmaktır. Kürt sorunu olarak algıladığımız hadiseler çözümsüzlük nedeniyle içinden çıkılamaz bir hal almıştır. Cumhuriyeti birlikte kurmuş bu iki halk kan davasına sürüklenmek istenmektedir. İnkâr politikasına yönelik bütün çalışmalar kendine düşman yaratmaktan başka bir sonuç çıkartmamıştır. Yüzyıllar boyunca birlikte yaşamış bu iki halk dışarıdan gelen bütün tehlikelere karşı sırt sırta omuz omuza birlikte çarpışmış, kucak kucağa aynı mezarda yatmıştır.
 
Geçmiş ile ilgili yaptığımız bu analizden sonra, Son dönemlerde yapılan çalışmalara bir bakalım.
 
Son yıllarda AK PARTİ iktidarları dönemlerinde Kürt meselesinin çözümüne yönelik çok ciddi demokratik adımlar atılmıştır. Ülkede Demokrasi, İnsan Hakları ve Özgürlükler bağlamında önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Geçmiş yıllarda konuşulması dahi sorun olan birçok problemin çözümü yasal güvenceler atına alınmış ve toplumsal barışın sağlanmasına yönelik önemli çalışmalar yapılmıştır. Atılan her demokratik adım ülke insanlarını birbirine daha fazla yakınlaştırmış ve sorunun çözümünü daha da kolaylaştırmıştır. Ülkenin tam anlamıyla demokrasiye geçmesi uzun bir zaman alacaktır. Fakat atılan her adımı önemsemek ve desteklemek gerekir. Yılların biriktirdiği devasa problemleri bir anda çözmek mümkün olmayabilir ama çözümü kolaylaştıran her çabayı görmezden gelmekte insafsızlık olur.
 
Öncelikle, Kürt meselenin siyasi boyutuna ilişkin olarak; terör sorunu ile vatandaşlarımızın demokratik hak ve talepleri birbirinden ayrılmış, etnik kimliklere dönük red, inkar ve asimilasyon politikalarına son verilmiştir. Korkuların yenilmesi, tabuların ve yasakların aşılması, toplumun ve devletin kendi gerçekleri ile yüzleşmesi, sorunların açıklıkla konuşulup tartışılabilmesi sağlanmıştır. Siyasi ve toplumsal hayatı normalleştiren bu adımlar atılırken; özgürlük için güvenlikten, güvenlik için de özgürlükten vazgeçilmemiştir.
 
Özel Radyo ve Televizyonlara Anadilde yayın serbestisi getirildi. Bireylerin Mahkemelerde
farkı dilde savunma yapma hakları sağlandı. TRT ŞEŞ Kürtçe Yayın kanalı açıldı.
Olağanüstü Hal, Ak Parti iktidarları döneminde kaldırılmıştır. Milli Güvenlik Kurulu ve MGK Genel Sekreterliği'nin yapısı değiştirilmiştir. MGK kararlarının tavsiye niteliğinde olacağı kanunla hükme bağlanmıştır. MGK Genel Sekreteri'nin TSK mensupları dışından atanabilmesinin, kararların uygulanmasına ilişkin yetkilerinin kaldırılmasının önü açılmıştır. MGK Kanunu'nun uygulanmasına ilişkin 'gizli' yönetmelik öngören hüküm ve tüm kamu kurumlarının MGK Genel Sekreterliği'ne bilgi verme yükümlülüğü ortadan kaldırılmıştır. Anayasa değişikliği ile sivillerin askeri mahkemelerde yargılanması dönemi sona ermiştir. Darbe davalarının sivil mahkemelerde görülmesinin önü açılmıştır. İl ve ilçelerde sivil-asker ilişkileri yeniden düzenlenmiştir. TSK'nın etkin denetimi için yeni düzenlemeler yapılmıştır. Yüksek Askeri Şura kararları yargı denetimine açılmıştır. Anayasanın Geçici 15'inci Maddesi kaldırılmış, 12 Eylül Askeri Müdahalesinin yargılanmasının yolu açılmıştır. Sayıştay Kanunu değiştirilmiş, askeri harcamaların denetlenmesinde yeni bir süreç başlatılmıştır. 28 Şubat döneminde çıkarılan Bakanlar Kurulu kararları yürürlükten kaldırılmıştır. Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu kaldırılmıştır.

28 Şubat'ta çıkarılan Başbakanlık genelgeleri aynı şekilde kaldırılmıştır. YÖK'ün oluşumunda Genel Kurmay Başkanlığının aday gösterebilmesini öngören hüküm kaldırılmıştır. RTÜK Üyeliği için MGK Genel Sekreterliğinin aday göstermesine ilişkin düzenlemeler kaldırılmıştır. Okullarda okutulan milli Güvenlik dersinin askerlerce verilmesi kaldırılmış, milli güvenlik dersinin içeriği diğer dersler içinde verilmeye başlanmıştır. 1960 darbesinden beri yürürlükte olan, Kırmızı Kitap diye bilinen, birçok antidemokratik müdahalenin ve uygulamaların gerekçesi olarak gösterilen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi değiştirilmiş ve tamamen demokratik bir içeriğe kavuşturulmuştur. Buna bağlı olarak iç güvenlik, dış güvenlik ve askeri strateji belgeleri de yeniden demokratik bir ülkede olması gerektiği gibi düzenlenmiştir.

Faili meçhul dosyalar yeniden açılarak, karanlık odakları aydınlatmada kararlı bir duruş sergilenmiştir. Siyasal ve sosyal alanda demokrasiyi güçlendirecek pek çok değişikliği içeren 2 anayasa referandumu yapılmıştır. Bu çerçevede Cumhurbaşkanının da doğrudan halk tarafından seçilmesini sağlayacak düzenleme de hayata geçirilmiştir. HSYK'nın yapısının değiştirilmesi başta olmak üzere, yargı bağımsızlığını güçlendirmeyi ve yargının işleyişini hızlandırmayı amaçlayan pek çok reform gerçekleştirilmiştir.

Türkiye'de sivil siyasetin güç kazanması, siyasetin ve asker-sivil ilişkilerinin normalleşmesi, iktidarın öncelikli meselesi olmuştur. Çeteler, darbeciler ve vesayetçi odaklarla mücadelede AK Parti iktidarının ortaya koyduğu siyasi kararlılık ve cesaret, belirleyici ve ön açıcı olmuştur. AK Parti'nin başlattığı ve önünü açtığı bu süreçte TBMM'nin, yargının, medyanın ve toplum kesimlerinin darbeci anlayışla mücadelede cesur tavırlar sergilemesi mümkün olmuştur.

Hala bu mücadele tamamlanmış, sona ermiş değil. Türkiye 1950 sonrası dönemde her 8, 10 yılda bir darbelerle ve muhtıralarla kesilen bir siyasi tarihe sahip. Darbe ve muhtıralarla kesilen demokratik süreç, eş zamanlı olarak basın, ifade özgürlüğünü, temel hak ve hürriyetleri kısıtlayan bir sürecide beraberinde getirmiştir. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne en çok şikayet giden ikinci ülke ise demokrasimize yapılan bu müdahalelerin ve müdahaleler sonrasında yaşanan insan hakları ihlallerinin neticesinde tüm bunlar yaşanıyor. Bugün itibariyle Türkiye, tarihinde yaşamış olduğu bu sıkıntılarından arınmak, demokrasinin kalıcı ve sürdürülebilir olması adına çok önemli gayretler çabalar ortaya koymuştur. Ancak hala gelmesi gereken noktaya gelinmemiş ve kat etmesi gereken mesafeler vardır.