Göreve başladığı 2011 yılında Diyarbakır'da BDP'nin başlattığı sivil itaatsizlik eylemleri vardı. Bu eylemlerde anadilde eğitim, askeri ve siyasi operasyonların son bulması, siyasi tutukluların serbest bırakılması ve yüzde 10 seçim barajının kaldırılması talep ediliyordu. Cuma namazları da camide değil çadırlarda, meydanlarda kılınıyordu. Kürtçe vaaz talebi vardı. İşte o dönemde Diyarbakır Müftüsü olan Nimetullah Erdoğmuş, eylemin yürütücüleri ile başlattığı diyalog ile dikkatleri üzerine çekti. Camilerde Kürtçe hutbe ve vaazı başlatan da o oldu. Şimdi HDP'den milletvekili olabilmek için aday adayı. 

 

 

ÖZETLE

'Gönül koyanlara hak veriyorum'
'Kararımı verdim ve kimseye sormadım'
'Mehmet Görmez hocama gideceğim'

Erdoğmuş, gece gelen bir telefonla kararını verdi ve çevresini kızdırmak pahasına 10 Şubat’ta, mesai saatinin bitmesine beş dakika kala emekliliğini istedi. Gönül koyanların eninde sonunda kendisini anlayacaklarını söyleyen Erdoğmuş ile müftülüğünü ve HDP aday adaylığına uzanan süreci konuştuk.

Nasıl karar verdiniz siyasete girmeye?

Dört yıl Diyarbakır’da görev yaptığım sürede bir kulağımı vicdanımın sesine, bir kulağımı da halkın sesine kabarttım ve çok dikkatli bir şekilde dinledim. Vicdanımın da halkın da aynı şeyleri söylediği kanaatine vardım. Bir misyon üstlenmek gerektiğinin zamanı olduğuna inandım. Müftülükten de istifa etmedim. Seçim endeksli olmasın diye emekliliğimi istedim. Hiç kimse ile istişare  etmedim, etseydim bana müsbet cevap vermeyeceklerini biliyordum. Yani ‘yapma, etme’ diyeceklerdi. Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan tutun benim kendi sorumlu olduğum çevrem dahil hiç kimse ile görüşmedim. Son gün 17:00’ye beş dakika kala emeklilik dilekçemi bırakarak niyetimi de ilk olarak vali beyle paylaşmış oldum.

Selahattin Demirtaş’ın telefonuyla harekete geçtiğiniz söylendi. 

Hayır. Bir temasım oldu. Direkt kimse ile yüz yüze görüşmedim. Ama telefonla iki defa görüştüm. Gece 23:00 gibi arandım. Parti yetkililerinden birisiydi. Teklif ettiler ve ‘niye ben’ diye sordum? ‘Bu süreçte sizin katkınızın olacağına inanıyoruz’ dediler. Ertesi gün tekrar görüştük ve ben ‘madem ki bana bir sorumluluk düşüyor ve beni siz müftü kimliğimle kendi dünyanızda, kendi alanınızda bir hizmete davet ediyorsunuz, benim buna yok demem haramdır’ dedim. Benim inancıma göre ‘yok’ demek haramdır ve bu haramı işlemeyeceğim diyerek kabul ettim. Çünkü burada insanlar ölüyor.

Diyanet İşleri Başkanı gönül koydu mu bu kararınızdan sonra?

E tabii haklı olarak bize gönül koydu. Ama ben zaman içerisinde aşacağımıza inanıyorum.

Ne dedi size?

Kendisi ile direkt görüşmedim ancak iç diplomasiyle geldi kulağıma.

Neydi gelen mesaj?

Yaptığımın olamayacağı, kabul edilebilir bir şey olmadığı; özeti bu.

İtiraz noktası siyaset mi yoksa HDP miydi?

Siyasete kapalı olduğunu son Edirne toplantısında bizlere ilan etmişti. Fakat siyaset için başvuran bizim 4-5 il müftümüz daha var.

Onlara gönül koymuş mudur?

Sanmıyorum, onlar AK Parti’den adaylık başvurusu yaptılar. HDP ister istemez farklı oluyor ama ben bunun arkasından kendilerinin de yarın katkı sunacakları düşüncesini taşıyorum.

Destek mi verecektir?

Ben onu isteyeceğim. Ben Diyanet İşleri Başkanı’mız başta olmak üzere barışa katkı anlamında her kesimden destek isteyeceğim. Yoksa siyasi bir destek anlamında konuşmuyorum.

Sanırım aileniz ve yakın çevrenizden de benzer tepkiler aldınız. 

Kimseyle istişare etmedim hiç kimseye sormadım çünkü olumsuz görüş vereceklerdi. Haliyle kızdılar. Kızanlara hak veriyorum ama bunu aşacağıma inanıyorum, yarın bu sıcak atmosfer biraz daha soğuyunca bu sıcak atmosfer beni anlayacaklarına inanıyorum. 

Meselelere soldan bakan bir yapının içerisine din adamı olarak gireceksiniz. Sizi ürkütmüyor mu?

HDP bir Türkiye partisi olmak üzere yola çıktığı için pek çok farklı kesimden kişiye teklif götürüldü. Bana dair inanılmaz bir sıcak mesajlar var HDP tabanından. Benim içinde yetiştiğim taraf kızgın ve beni ileride anlamalarını bekliyorum. Diğer tarafta ise inanılmaz bir heyecan var. Ben bunu çok anlamlı buluyorum. Beni oraya kabul ederken Nimetullah Erdoğmuş olarak kabul etmiyor, müftü kimliğiyle kabul ediyor. E bir Diyarbakır Müftüsü'nün bu yaştan bu saatten sonra gelip değişeceğini herhalde kimse beklemiyordur. 

Peki, değişmeyeceksiniz. Değiştirecek misiniz?

Asla, yapıya müdahale fikrini zerre kadar taşımıyorum. Farklılıklar içinde, bir arada eşit şartlarda yaşama, değişik kültürlerin, inançların, yaşayışların, felsefelerin yeşerdiği bir coğrafya olarak kabul ediyorum. Kürtlerin hem Türkiye’ye katkılarının olacağına inanıyorum hem de Ortadoğu’ya bu birliktelikle katkılarının olacağına inanıyorum.

Aday gösterilir, seçilir ve meclise girerseniz, ne yapacaksınız? Hedefleriniz ne? 

Diyarbakır İl Müftüsü kimliğim var. Benim ilk çağrım, İslam ulemasına olacaktır. Şii olsun, Sünni olsun derim ki hayatımızı Kur’an’a arz edelim. Bizim ulemamızın Kur’an’la gerçek İslam’la ne kadar ahenk içerisinde olduğu konusunda yüzleşelim derim. Mesela Kur’an-ı Kerim’den bir örnek vereyim bizim inancımızla pratiğimiz arasındaki çelişkilerin ne kadar net olduğunu görmek için. Kur’an-Kerim ‘müminler ancak müminlerin kardeşidir’ der. Ama pratiğimizde mümin ancak müminin katilidir gerçeğiyle karşı karşıya kalıyoruz.

IŞİD’i mi kastediyorsunuz? 

Daha öncesi de var, Halepçe Katliamı var. Hafızam beni yanıltmıyorsa, aynı o tarihte elli küsur İslam devleti bir arada ve toplantı halindeydiler ve bu olayı kınama gereği bile duymadılar. Eğer bir yerde insanlar kırımdan geçiriliyorsa, katliama uğruyorlarsa bir Müslüman âlimden sözlü kınama bile çıkmıyorsa, o bizim pratiğimizi çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Şu anda Kürdistan coğrafyasında yaşayan Ezidi toplumu yeryüzünün en mağdur insanlarıdır. Hemen burnumuzun dibinde İslam coğrafyasının içinde, İslam dünyasının gözleri önünde bir toplum ve yeryüzünde onları koruyacak hiçbir dayanakları olmayan bir toplum topyekûn imhaya tabi tutuluyor. Hem batı dünyası bu çifte standardı görmeli hem de İslam dünyası böyle bir mazlumiyet karşısında seyirci kalmamalı. Madem sukut ikrardandır bu uygulamaya seyirci kalmışsa demek onlar için bu meşru bir şeydir. 

Siyasi bir çağrınız olacak mı?

Siyaseten çağrım herkesten önce HÜDA-PAR’a olacak: Mesela Bediüzzaman Hazretleri hepimiz için ortak değerimizdir. Bediüzzaman Hazretleri’nin şöyle bir ilkesi var. Diyor ki, ‘biz düşmanlığa düşmanlık yapalım.’ Ben HÜDA-PAR’a böyle bir çağrıda bulunurum. Derim ki burada uzlaşalım; yani düşmanlığa düşmanlık yapmada uzlaşalım. Şimdi düşmanlığa düşmanlık yaparsanız, bu düşmanlık ortadan kalkar. Ondan sonra siyaset yaparsınız. Fikirlerinizi, projenizi anlatırsınız topluma takdim edersiniz.

Size siyaset teklifi AK Parti’den gelseydi, yanıtınız ne olurdu?

Bu kadar erken karar vermeyebilirdim. Çünkü orada dünyevi olarak cazibeli gelirdi bana. Burada ise uhrevi olarak cazip geliyor. Bu size ters gelebilir. Benim buradaki kararım bu nedenle seri ve kati oldu. Diğer teklife cevap verecek, oraya koşacak benden daha layık, daha iyi hizmet edecek birçok kişi bulabilirler. Fakat acaba Türkiye genelinde kaç tane müftü burayı tercih ederdi? Bu mükellefiyeti birinin omuzlaması gerekiyordu.

Aynı anda iki partiden de teklif gelseydi tercihiniz yine bu mu olurdu?

Samimi konuşuyorum nefsim AK Parti derdi fakat…

Aklınız?

(Gülerek) Aklım değil, benim bu yaptığım çok akıllıca bir şey değildi. Fakat kalbim HDP derdi.bÇünkü ben bu tarafın ezilenlerin tarafı olduğunu düşünüyorum, beni bağlayan tek nokta budur. Peygamber (S.A.V.) geldiği zaman köleler, ezilenler arasında bir heyecan oluşuyor. Diyorlar ki; ‘Allah bizim sınıfımızdan birini bize göndermiş, onun aracılığıyla bizimle konuşuyor. Çünkü Peygamber Efendi’miz bir çobandı. Dinin orada bir mücadelesi var. Ezilenlerin dünyası böyle bir şeydir. Yani eğer insan o dünyada bir hizmet boşluğunu görür ve kendisinin de gerçekten bir takım şeyler yapabileceğine inanırsa, bence bunu hiçbir şeye değişmemek lazım.

HDP’de siyaset yapanlar gibi AK Parti’yi eleştirmiyorsunuz. Yumuşak ve diyaloga açık bir üslubunuz var. Böyle mi siyaset yapacaksınız?

Barışa hizmet edeceğiz, nerede olsa koşacağız, her tarafa gideceğiz, en başta Diyanet’in kapısını çalacağız.


Eski Diyarbakır Müftüsü Nimetullah Erdoğmuş şimdi HDP'den aday adayı.

2011'de Diyarbakır’a atandığınızda, Kürt meselesine duyarlı bir müftünün iş başına geldiği konuşulmuştu. Sanıyorum Diyarbakır’a atanmanız Diyanet İşleri Başkanı Prof. Mehmet Görmez’in özel isteği üzerine gerçekleşti. Çünkü Sivil Cuma eylemleri de o yıl başlamıştı.

Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr.Mehmet Görmez Hocamızın bu bölge ile ilgili duyarlılığı var. Kendisinin göreve gelişinin Diyanet’in bizdeki karşılığı üzerinde çok olumlu bir etkisi oldu. İnsanlar zor zamanlarında yanında hocasını, seydasını, mollasını görmek ister. İnsanlar Diyanet’i açıkça yanında göremediği için Diyanet’e karşı bir soğukluk oluşmuştu. Bu coğrafyadan Diyanet’e bakıldığında, insanlar küskündü. Görmez Hocanın bölgedeki bu mesafeyi biraz daha kapatmak üzere bir çalışmasının olduğunu görüyorduk. Medreselerle, toplumla ilgileniyordu, cami görevlileriyle diyalogları vardı. Bu bölgedeki o küskün dediğimiz bakış açısını olumlu olarak çok etkiledi.

Diyarbakır’a atanmanız da bu çalışmanın sonucu muydu?

Bu düşünceden hareketle bizi de bölgenin bir insanı olarak görmesi, bu bölgenin eğitiminden medresesinden geçen biri olarak tanıması ve her müftüsü ile olduğu gibi bizimle de yakın diyalog içerisinde olması etkili oldu diye düşünüyorum. Diyarbakır’a atanmamı Resmi Gazete'den öğrendim. Tabiî Diyarbakır benim en büyük hülyamdı. İnanamadım atandığıma.

Sanırım Elazığ’da görev yaptığınız sürede bazı sıkıntılar yaşamışsınız. O yüzden mi?
Bazı sıkıntılar oldu. Bölgeye yakın, bölgedeki gelişmeleri izleyen, realitesini gören biriydim.

Tırnak içerisinde soruyorum ‘Kürtçü’ mü dediler?

Böyle bir şeydi, evet. Bunu Elazığ demedi bana. O dönem tayinim çıktığında hem MHP’liler hem de diğer kesimler çok sahip çıkmaya çalıştılar. Biraz Ankara merkezli bir şeydi. O şekilde 2004’te Elazığ’dan Kilis’e atandım.

‘Kürtçü’ müydünüz peki?
Dini aileden gelen bir insanım. İnanç dünyam tamamen din merkezlidir. Öğrenciliğim sırasında da bu böyleydi. Bu bölge ve Kürt gerçeği ile ilgili eksikliği de o dönemden beri hep arkadaşlarla beraber dile getiriyorduk. O dönemlerde Milli Türk Talebe Birliği vardı, oraya gidiyorduk ve bazı konularda itiraz ediyorduk. ‘Niye Türk Talebe Birliği?’ ‘Böyle kurulmuş’ diyorlardı ama biz çok inanmak istemiyorduk. Bu bir kere dışlayıcı bir tabir.

Milliyetçi akıma karşı durdunuz?
Bizim gerçeğimize, bizim hakikatimize uymuyordu. Bunun mücadelesini verdik.

Mütedeyyin kesimin mesafeli bir duruşu vardı, sanırım.
Evet, o nedenle ‘Kürtçü’ dediler. Ama Elazığ buna tepki koydu; ‘Başarılı bir müftüdür, biz onun o yönünün bu şekilde öne çıkarılmasını kabul etmiyoruz’ dediler ve çok ciddi tepkiler oldu. Hâlâ beni ararlar Elazığ’dan. Hem MHP’liler, hem Saadet Partisi’nden tanıdıklar, hem de diğerleri ve Diyarbakır’da kampanyama katılmak istediklerini söylüyorlar.

MHP’liler de kampanyanıza katılmak istiyor, öyle mi?
Aynen, isim telefon bile verebilirim size, arayabilirsiniz.

Şüphesiz MHP’lilerin seçim çalışmalarınıza katılmaları ilginç olurdu. Diyarbakır’a atandığınız döneme dönelim. Sivil Cuma eylemleri vardı. Sizin de farklı bir duruşunuz oldu. Neler yaşadınız?
Bir taraftan Sivil Cuma kılınıyordu, bir taraftan camilerimiz ve görevlilerimizle ilgili sıkıntılar mevcuttu. Bir ahenk sağlamak üzere mücadele verdik. Benim ilk görüşmem Sivil Cuma’yı yürüten arkadaşlarla oldu. Yaptıklarının dinle alakasının bulunmadığı konuşuluyordu. Bana sorduklarında, aldığımız dini eğitimde namaz kılan herkese ‘Allah kabul etsin deriz’ dedim. O arkadaşlara da aynısını söyleyince beni ziyarete geldiler. ‘Bir müftüden ilk kez böyle bir açıklama duyuyoruz’ dediler. Diyalogum sürekli devam etti onlarla.

Telkinde bulundunuz mu?
Telkin değil ama onlarla bu işin tartışmasını birbirimizi anlamaya çalışarak yapıyorduk. Haklı oldukları yön şuydu, ‘biz camiye, cemaate asla karşı olsun diye bir düşünce ortaya koymuyoruz, biz istiyoruz ki bizim dilimizle hutbelerimiz ve vaazlarımız verilsin.’ Ben bu konuda onlara hak veriyordum. Hatta ‘Bir cami  seçelim size gelin meydanda değil de camide kılın, hutbeniz, vaazınız da Kürtçe olsun’ dedim. Din bir tevhid inancıdır. Bütünlüktür ve vahdet anlayışıdır. Bu manzaramız buna çok uymuyor, diye eleştirilerde bulunuyordum. Zaman geçti ve emin olun Diyarbakır’daki o arkadaşların öncülüğünde bölgede bu Sivil Cuma kalktı ve tabii hükümetin, Diyanet’in katkısı oldu, fiili olarak Kürtçe hutbe verilmeye başlandı. Benim ilk görev yılımda Diyanet İşleri Başkanı Diyarbakır’a gelmişti. Öncesinden camilerde yaptığım görüşme ve anketlerin sonucunda kahir ekseriyeti bizden Kürtçe hutbe istiyordu. Görmez hocanın toplantısında bu sonucu bildirdim. Kendisi de bu tür taleplerin haklı olduğunu dile getirdi ama bunun bir süreç olduğu ve yasal zemininin sağlanması gerektiğini belirterek, ‘Vatandaş hangi dilde istiyorsa, siz de o dilde dinimizi anlatın’ dedi. İlk yoğunlaştığımız alan da bu oldu.

Sivil Cuma eylemleri böyle mi sona erdi?
Zamanla bu diyalog ve esnekliklerle Sivil Cuma eylemlerinin gerekçeleri ortadan kalktı. O arkadaşlarımız da makul davrandılar ve en son bir görüşme yaptım kendileriyle ve artık bu işi sonlandırmanın zamanının geldiğini söyledim. Öcalan’ın ilk mektubu da okunmuştu Newroz’da. Benden zaman istediler. Hükümetin ve Diyanet’in uyguladığı politika bizim ve Müftülüğün üzerinde, Newroz mesajı da onlar üzerinde etkili oldu ve bütünlük içinde kendiliğinden ortadan kalktı.

Nimetullah Erdoğmuş

Bingöl’ün Genç ilçesine bağlı Meşedal (Modan) köyünde doğdu. İlk eğitimini babasının başında bulunduğu, Zazaca, Kürtçe ve Türkçe olmak üzere üç dilde eğitim verilen medresede batı illerinden gelen öğrencilerle birlikte aldı. Diyarbakır İmam Hatip Lisesi’nin ardından Erzurum Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. Üniversiteden sonra imamlık yapmak üzere geldiği Diyarbakır’da yarım kalan medrese eğitimini tamamladı. Ardından iki yıl boyunca eğitimine Mısır’da devam etti. Mısır dönüşü bir süre Diyanet İşleri Başkanlığı’nda görev yapan Erdoğmuş sırasıyla Maden, Baskil, Elazığ ve Kilis müftülüklerinin ardından 2011'de Diyarbakır Müftülüğü’ne atandı. Erdoğmuş HDP’den milletvekili aday adaylığı için 10 Şubat 2015'te emekli oldu.

 

Kaynak: aljazeera.com.tr

Abdülkadir Konuksever in haberi