Askeri vesayet bitti mi? | Gencin Sesi Gazetesi - Bingöl Haber - Genç HaberGencin Sesi Gazetesi – Bingöl Haber – Genç Haber

8 Mart 2021 - 12:32

Askeri vesayet bitti mi?

12 Eylül cuntacılarından sonra 28 Şubat darbecilerinin de yargılanmaya başlanması, asker odaklı vesayet düzeni ile hesaplaşmak bakımından önemli bir gelişmedir. Vesayet düzeninin tasfiyesi, siyasetin/iktidarın ancak askeri bürokrasi ile yüzleşmesi ile mümkün olacağı açıktır. Bu bağlamda iktidarın darbecilerden başlayarak siyasal sistemle yüzleşmesi doğru bir yöntem görülmektedir.

Askeri vesayet bitti mi?
Son Güncelleme :

23 Nisan 2012 - 11:34

129 views
Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren siyasetin merkezinde hep ordu vardır. Siyaset kurumları da bu gerçeği dikkate alarak şekillenmiş, bu yapıya uymayanlar ya zorla uydurulmuş veya bir şekilde tasfiye edilmişlerdir. Bu süreç içerisinde Adnan Menderes ve Turgut Özal’ın demokratik hamleleri ne yazık ki sonuçsuz kalmıştır. Başbakan R.T. Erdoğan ise milletten aldığı destekle birlikte, dünya konjonktürü ve küresel dalgaların da etkisiyle darbecilerle yüzleşmeye kararlı görünmektedir. Başbakan’ın cesaretle sürdürdüğü bu mücadelesinde başarılı olması sadece kendisi ve partisi için değil, Türkiye için zorunlu olduğunu herkesin bilmesi gerekir.
 
Türkiye'de siyaset üzerindeki askerî vesayetin tarihi Osmanlı’ya kadar uzansa da, esas itibariyle ittihat ve terakki zihniyeti olarak cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte kurumsallaşmaya başlar. Dolayısıyla TSK’nin siyaset ve demokrasi üzerindeki vesayetini 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat darbelerinden veya AK Parti iktidarına karşı giriştiği cunta faaliyetlerinden ibaret saymak yanlıştır. Sayısız bildiri ve muhtıralarla hükümetleri ve siyasi partileri demokrasi adına yönlendirmesi ise başka bir garabet örneğidir. Gerçek olan şu ki, TSK’nin baskı altına almadığı, yönlendirmediği, tehdit etmediği hiçbir iktidar olmamıştır. TSK’nin müdahalesi dönemsel veya komuta kademesinin kişisel tutumu ile ilgili de değildir. Devletin sahibi olarak konumlanmış bir kurum ve zihniyet olarak bunu bir hak ve vazife olarak görmüştür.
 
Bu zihniyetle hayata geçirilen 28 Şubat Post-modern darbesi, hafızalarımızda hâlâ tazeliğini korumaktadır. Kuşkusuz bu müdahale, Türkiye siyasi tarihine ‘post modern utanç’ olarak geçmiş kara lekelerden biridir. Bu dönemde yaşanan hukuksuzlukların hesabının sorulmaya başlanması demokratikleşme adına önemli dönüm noktalarından biridir.
 
Darbeci subay ve generallerin yargılanmasını bir rövanş veya intikam olarak iddia etmek veya düşünmek ancak ilkel bir zihniyet yaklaşımı ve kronik AK Parti muhalefeti olarak değerlendirilebilir. Olup bitenleri, demokratikleşme süreci olarak değerlendirmenin daha doğru olduğu kanaatindeyim. Bu sürecin bir sonucu ve AK Parti iktidarının da bir başarısı olarak; “Demokrasiye balans ayarı” yapmak amacıyla Sincan sokaklarında tankları yürüterek iktidara gözdağı veren dönemin muktedir Generalleri Çevik Bir ve Erol Özkasnak, BÇG’nun önemli isimleriyle birlikte bugün Sincan cezaevinde tutuklu olarak bulunmaktadır. Bu bir intikam değil, siyaset, demokrasi ve millet adına olması gereken bir hesaplaşma olarak algılanmalıdır. Bu ülkede ordu tarafından tahkir
edilmemiş/aşağılanmamış, kötü muameleye tabi tutulmamış, mağdur edilmemiş hiçbir kesim yoktur.
28 Şubat sürecinin baş aktörü TSK olmasına rağmen tek sorumlusu elbette Silahlı Kuvvetler değildi. TSK’nin en önemli ve etkin işbirlikçisi ve tetikçisi en başta Medya olmuştur. TÜSİAD, Türk-iş ve DİSK gibi kuruluşlar yanında Yargı, Üniversite ve siyasetçileri de unutmamak gerekir. Çok az sayıda aydın, siyasetçi, yazar dışında hemen herkes zorunlu veya gönüllü 28 Şubat’ın işbirlikçisi durumuna düşmüştür. Bunların bir kısmı ne yazık ki bugün de mevcut iktidarın müttefiki veya işbirlikçisi durumundadır. Birinci derecede darbenin muhatabı ve mağduru olan dönemin Refah-Yol iktidarının dahi, kendisinden beklenen demokratik direniş gösterdiğini ve zorbalığa karşı dik durduğunu söylemek pek mümkün değildir. Merhum Erbakan’ın başbakan sıfatıyla Genel Kurmay Başkanı’nı makam aracının kapısında karşılaması/uğurlaması, Refah-Yol hükümetinin duruşunu göstermesi bakımından yeterlidir diye düşünüyorum. Belki de bu nedenle 28 Şubat sürecinin doğrudan ve en çok mağdur olan kitlesi mütedeyyin kesimler olmuştur. Bu süreçte, binlerce başörtülü öğrenci mağdur edilmiş, yüzlerce bürokrat, memur, öğretmen, öğretim üyesi ve ordu içindeki subay işinden edilmiştir. Yaklaşık 6 milyon insanın fişlendiğini dikkate alırsak, 28 Şubat sürecinin neden olduğu felaketi anlamamız kolaylaşacaktır.
 
Üzerinde durulması gereken diğer bir nokta ve tuhaf bir durum şudur ki; dindar/muhafazakâr kesimlerin büyük bir kısmı TSK’nin gerçek yüzünü ancak 28 Şubat süreci ile fark etmiş oldu. Oysa en çok da muhafazakâr/dindar kesimlerin kutsiyet atfettiği ve bu nedenle de “peygamber ocağı” olarak tanımladığı TSK; cumhuriyetin kuruluşundan itibaren dini kesimleri “irtica” adı altında iç düşmanlardan biri olarak görmüş ve Müslüman ahalinin hiçbir değerine ve geleneğine saygı göstermemiştir. Daha ötesi, milleti temsil eden bir kurum olarak TBMM’nin dahi milletin dini değerlerine ve farklılıklarına saygı göstermesine izin vermemiştir. “Peygamber ocağı” diyenlerin, bütün bu yaşananlardan sonra hiç olmazsa bugün Peygamberden (s.a.v) utanmaları gerekmez mi?
 
Sonuç olarak darbecilerin yargılanması, demokrasiye ve millete hesap vermesi Türkiye adına çok olumlu bir gelişme olduğu kadar, AK Parti ve iktidarının da siyasi bir başarısı olarak kabul edilmelidir. Ancak unutmamak gerekir ki, darbe zihniyeti ve onun ürünü jakoben siyasal sistemin uygulamaları devam ettiği sürece ileri bir demokrasiden ve hukuk devletinden söz edilemez. TSK İç Hizmet Yönetmeliği'ndeki 'cumhuriyeti koruma ve kollama' hükmünün hala yürürlükte olması dahi darbeci zihniyet için bir meşruiyet nedenidir. Bu nedenle, Suriye yönetimine, askerin yerini kışla olarak gösteren Başbakan R.T.Erdoğan, Türkiye’de askerin hala kışlaya çekilmediğini görmesi gerekir. Üstelik demokrasi iddiasında olan Suriye Baas Partisi değil, AK Parti iktidarındaki Türkiye’dir.
 
ab_erdogmus@hotmail.com

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Gencin Sesi TV

Genç Berat Rezidans