Bingöl genç haberleri google
Bingöl genç haberleri google
DOLAR 18,5507 % 0.06
EURO 18,0337 % -0.11
GRAM ALTIN 988,20 % 0,07
ÇEYREK A. 1.615,71 % 0,07
BITCOIN 363.651 2.167
ÜYE PANELİ
SON DAKİKA
hava 12°
Google News

Demokrasi, İnsan Hakları ve Kul Hakkı

Batı menşeli kavram olan demokrasi, insan hakları söylemi Batı’nın yüzyıllar önce kaybettiği etik değerlerin, ahlak, erdem ve onur arayışının bir ifadesi olarak yorumlanabilir. Bu anlamda demokrasi, insan hakları, Batılı denen insanlar topluluğunun, bundan birkaç yüzyıl önce despot aristokrasiye, ilkel ruhban sınıfına, eşitlikten yoksun burjuvaziye karşı bedeller ödeyerek kazandıkları ve kurumsallaştırarak geliştirdikleri değerlerdir.

Son Güncelleme :

03 Eylül 2012 - 14:33

/ 98 views kez okundu.
Demokrasi, İnsan Hakları ve Kul Hakkı
Demokrasi anlayışının siyasi meşruluğu da, başta insan hakları olmak üzere, hukukun üstünlüğü, sivil ve siyasal özgürlüklerin varlığı ve çoğulculuk gibi toplumsal gerçekliğe dayanmaktadır. İleri demokrasinin çerçevesini de artık hak ve özgürlükler belirlemektedir.
Kanaatime göre demokrasiyle – özgürlük veya demokrasiyle – insan hakları ve hukukun üstünlüğü kavramlarının iç içe veya aynı anlamda kullanılması doğru değildir. İnsan hakları, adalet, özgürlükler, hukukun üstünlüğü gibi değerler insanlık tarihi ile birlikte hayatın esasını teşkil eder ve bir hayat tarzı olarak iman edilmesi ve yaşanması zorunludur. Demokrasi ise bir hayat tarzı değil, bir yönetim biçimidir. Yeni bir siyasi sistem geliştirilmedikçe, günümüzde siyasal sistemler içinde insan hakları ve özgürlüklerle en iyi bağdaşan kuşkusuz demokrasidir. Demokrasinin temel kuralının siyasi iradenin üstünlüğü olduğu unutulmamalıdır. Demokrasinin siyasal çoğulculuk, özgürlükçülük, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi temel ilkeleriyle birlikte işletilmesiyle uygulanabilirlik şansı artacaktır. Ancak demokrasinin giderek yozlaştırıldığı ve Batı eliyle yeniden burjuvazi egemenliğinin aracına dönüştürüldüğünü fark etmek durumundayız.
Küresel güçlerin özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra tüm müdahalelere gerekçe gösterdiği demokrasinin bugün nasıl savaş aracı olarak kullanıldığını görmek gerekir. Bunun en bariz örneği Afganistan, Irak ve Suriye’de yaşanmaktadır. Ayrıca ABD ve Avrupa ülkelerinde yaşayan Müslümanların maruz kaldıkları ayırımcılık, baskı ve insan hakları ihlalleri, demokrasi uygulamalarının boyutlarını göstermesi bakımından önemlidir.
Kabul etmek gerekir ki, insan haklarını temel alan demokrasi anlayışı, milliyetçi kesimleri ve ulus devletleri fazlasıyla etkilemektedir. Ancak demokrasinin genişleyen anlamı ve insan haklarının genişleyen çerçevesine rağmen, yaşadığımız coğrafyada hala sıcak karşılanmamaktadır. Özellikle devletler/siyasal sistemler; farklılıklar, kültürel özgürlükler ve insan haklarının çoğulluğuna dayanan demokrasi anlayışına karşı direnmeye devam etmektedirler. Sadece bu nedenle insan hakları ihlalleri o kadar pervasızca yapılmaktadır ki, insan haysiyet ve onuru ayaklar altına alınmaktadır. Bundan daha vahim olanı ise, insan haklarına ilişkin toplum bilincinin oluşmamasıdır. Bu durum siyasi iktidarların hak, özgürlük, eşitlik, adalet gibi arayışlara yönelen kesimleri “öteki”leştirmesini kolaylaştırmaktadır. Hâlbuki insan haklarının temel işlevi siyasal niteliktedir ve amacı devlete karşı insanı korumaktır. Devletin insan haklarına dayandırılması ve devlet iktidarını sınırlandırmayı hedef edinmektedir.
Bu nedenle de siyasi iktidarlar, enerjilerini daha çok vatandaşına karşı devleti güçlendirmeye yönelik harcamaktadır. Devlete ve hâkim görüşe karşı, farklı, aykırı muhalif düşünce açıklamalarını; tehlikeli, bölücü, şiddet yanlısı şeklinde tanımlayarak yasak kapsamına almaya çalışılmaktadır. Ortadoğu’da daha çok El-Kaide gibi örgütler ve diktatörlükler gerekçe yapılırken Türkiye gibi ülkelerde bu yasak ve engellemeler demokrasiyi koruma bahanesiyle yapılmaktadır.
Siyasi alandaki devlet, demokrasi, insan hakları ilişkisinden öte ve ziyade toplumsal kesimler ve bireyler arasındaki “hak” kavramı çok önemlidir. Bizim tarihimizde kurumsal olarak insan hakları kavramı çok yenidir. Başlangıçta bir avuç entelektüelin bir felsefi kavram olarak tartıştığı ‘insan hakları’ kavramı, artık günümüzde her kesimin savunduğu, sahip çıktığı ve halkların paylaştığı bir evrensel değer haline gelmiştir. Ancak insan hakları kavramından çok daha kapsamlı ve kuşatıcı olan “kul hakkı” kavramı insanlık tarihi kadar eskidir. Bu kuşatıcı hak kavramı, sadece insanlar için değil, bütün varlıklar için söz konusudur. İnsan hakları yanında asıl kurumsallaştırmamız gereken “kul hakkı” kavramıdır. Böylece “öteki”leştirilen bir varlık da söz konusu olmayacaktır. En azından insan olarak güçsüz, zayıf olanın güçlü kadar hakkı olduğu gerçeğini bu kavram ile hatırlamış oluruz. Şunu da unutmamalıyız ki; “Eğer kendimize özgü düşüncelere sahip olmaya hakkımız varsa başkalarının da kendilerine özgü düşüncelerinin olması en doğal haklarıdır.”
Abdulkerim Suruş: “Kendin için beğenmediysen/başkası için de beğenme.” hikmetli sözü, adaletin ruhu ve özgürlük oyununun kuralıdır. Eğer özgürce söz söylemekten hoşlanıyorsak çoğunlukta da, azınlıkta da olsak yahut şah veya teba da olsak bu özgürlüğü öteki için de benimsemeliyiz. Unutulmaması gereken husus ise ayrımcılığın adaletin en büyük düşmanı, insafın ise ruhu olduğudur. Kendimizle öteki arasında fark gözetmek, ayrımcılığın ve adalete düşmanlığın ta kendisidir.”
Daha fazla demokrasi ve insan haklarına saygılı bir sistem talebi herkesin en doğal hakkıdır. Bunları Devlet’e karşı talep etmekten geri durmamamız gerekir. Ancak bunları yaparken toplumsal ilişkilerimizde kendi değerlerimize ve kavramlarımıza sahip çıkılması gerekmektedir. Modern dönemin Amerikalı filozofu John Rawles şöyle der: “İnsaflı ve hakça adalet, ayrımcılığın olmadığı adalet demektir. Nasıl ki bizim canımız tatlıyı çekiyor ve damak tadımız acıdan hoşlanmıyorsa başkalarının canı ve damak tadının benzer beklentisine de pay düşebilmelidir.” Bu anlayışı yaşadığımız zaman, yönetenlerin, siyasi iktidarların ve devletlerin temel haklarımıza saygılı olmalarını daha yüksek sesle talep etme imkânı bulacağımız kanaatindeyim.