Bingöl genç haberleri google
Bingöl genç haberleri google
DOLAR 18,5901 % 0.02
EURO 18,1105 % -0.43
GRAM ALTIN 1.014,54 % -0,82
ÇEYREK A. 1.658,78 % -0,82
BITCOIN 366.344 -3.017
ÜYE PANELİ
SON DAKİKA
hava 29°
Google News

İkilem; Barış ve Şiddet

PKK tarafından Hakkâri-Yüksekova- Yeşiltaş Karakolu’na düzenlenen saldırı ile ilgili tartışmalar gündemi epeyce meşgul etti. Her ne kadar Suriye’nin Türkiye’nin savaş uçağını düşürmesiyle bu gündem askıya alınmış görünse de pek yakın zamanda tekrar gündeme geleceği kesin gibi.

Son Güncelleme :

25 Haziran 2012 - 13:04

/ 120 views kez okundu.
İkilem; Barış ve Şiddet

Bu saldırı neticesinde şehit düşen 8 askerin acısı kandan beslenenlerin dışında vicdan sahibi herkesi üzmüştür. Ayrıca şunu da ifade etmek isterim ki, öldürülen sekiz askere karşılık 30 PKK militanının öldürülmesini teselli kaynağı olarak görenler bilmeliler ki, hangi taraftan ve kim olursa olsun öldürülen her insan bizim evladımızdır ve ölümünden büyük üzüntü duyar, acılarını yüreğimizin derinliklerinde hissederiz. Bu nedenle toprağa düşen her can içimizi kanatır.

Olayın politik boyutunu değerlendirecek olursak, Türkiye’nin kaos ve çatışma ortamından çıkmasını istemeyen farklı güçlerin olduğu çok açıktır. Ancak bu gerekçelerin arkasına sığınarak PKK gerçeğini ve onu besleyen siyasi nedenleri görmezden gelmek veya örtbas etmek artık mümkün değildir. 30 yıldır bütün imkânlar seferber edilmesine rağmen askeri operasyonlarla örgütün çökertilmesi, yok edilmesi veya tasfiye edilmesi mümkün olmamıştır. Diğer taraftan kanlı saldırılarla, silahla sonuç alınamayacağını herkesin bilmesi gerekir. Günümüzün mücadele yöntemi ve araçları bellidir. PKK’nın artık şiddet yönteminden vazgeçmesi ve siyaset zeminine çekilmesi zorunludur. Esasen yaşadığımız çağ, silahlı mücadele çağı değildir.

PKK’nın bu saldırısının barış isteyenlerinin umutlarını kırdığı açıktır. Barıştan söz ederken kanlı saldırıların gündeme gelmesi üzücü olduğu kadar, benzer olayları defalarca yaşayan bir toplum için hayal kırıklıklarına da neden olmaktadır. Doğal olarak bu olay da, 1993'te Bingöl'de 33, 14 Temmuz 2011 yılında Silvan’da 13 erin şehit edildiği süreci hatırlatmaktadır. Geçmişte yaşanan her iki olayın da sürece ne kadar zarar verdiğini biliyoruz. Benzer yaklaşımı PKK liderlerinden Murat Karayılan da Kandil'de Avni Özgürel ile yaptığı röportajda "Silvan'ın bize de, sürece de büyük zararı oldu.” demiştir.

Hiç kuşkusuz, son yıllarda Kürt Sorunu’nun bütün boyutlarıyla konuşulmuş olması AK Parti iktidarının başarısı olarak değerlendirilmesi gerekir. PKK ile kurulan diyalog ve yapılan müzakerelerde konjonktörün olduğu kadar, Başbakan R.T.Erdoğan’ın rolü de inkâr edilemez. Başbakan Yardımcısı düzeyinde Öcalan’ın ev hapsine alınması tartışmaları dahi olumlu bir gelişmedir. Ancak barışa yönelik çabalar her ne hikmetse somut adımlara dönüşmedi/dönüştürülemedi. Kanaatime göre siyasi zeminde başlatılan görüşme ve müzakere yöntemi doğrudur ancak bu yönde hükümetin daha aktif, cesur ve kararlı davranması gerekirdi. Bu nedenle karakola düzenlenen saldırıyı provokasyon veya barış sürecini baltalamaya yönelik olarak değerlendirmek kolaycılıktır. Saldırının provokasyon olup olmaması bir tarafa, tartışmasız bir provokatif olaydan söz edilecekse bunu Uludere katliamında aramak daha doğru olacaktır.

Bir taraftan siyasi çözüm çabaları içinde görünürken, diğer taraftan uzun ve çetin kış şartlarına rağmen askeri operasyonların aralıksız sürmesi ve KCK operasyonu kapsamında binlerce sivil-siyasi kişinin tutuklanması da bir çelişki değil midir? Duyarlı kesimlerin PKK’ya yönelik ateşkes çağrılarına karşılık, Başbakan ve AK Parti sözcülerinin “teslim olmak “anlamına gelen silahların bırakılmasında ısrar etmesi de yeni çatışmaları teşvik eder mahiyette olduğunu düşünüyorum.

Saldırının güvenlik zaafı olarak değerlendirilmesini ise tamamen PKK’nın gücünü gözden kaçırmaya yönelik olarak algılıyorum. Genel Kurmay’lığın açıklamasından da açıkça görülmektedir ki, ortada bir istihbarat eksikliği veya güvenlik zaafı yoktur. Ortaya atılan çözüm önerileri içinde, Kandil’e operasyon düzenlemek veya ABD desteği ile PKK’yı devre dışı bırakarak isyanı sonlandırmak mümkün olsa da çözüm değildir.

Önemli olan, PKK’nın silahlı bir örgüt olarak varlığını sürdürmesine gerek bırakmayacak yasal bir zeminin oluşturulmasıdır. Kürtlerin PKK ile aralarına mesafe koymasını istemek yerine, Türkü ve Kürdüyle herkesin ve her kesimin birlikte 30 yıldır yaşanan kirli savaşa tepki koyabilmesi önemlidir.

İç konjonktür açısından barış ikliminin oluşmaya başladığı bir dönemde kanlı saldırının gerçekleştiğini iddia etmek –en azından benim açımdan- pek gerçekçi görünmese de, Uluslar arası ve yerli güçlerin işbirliği ile planlanmış olması muhtemeldir. Ayrıca PKK, Oslo müzakerelerinin deşifre edilmesi ve Öcalan’ın tecridi ile kesilen müzakere sürecini yeniden başlatmak için bu saldırıları tırmandırmış olabilir.

Bunların dışında ve ötesinde PKK saldırılarının Ortadoğu dengeleriyle de yakından ilgili olduğunu unutmamalıyız. Suriye’nin istikrarsızlaşmasında ve iç çatışmalara sürüklenmesinde Türkiye’nin rolünü inkâr etmek mümkün müdür?  Bu açıdan bakıldığında PKK saldırılarında da Suriye’nin rolünün olmadığını kim garanti edebilir?

Bu bağlamda Suriye uyruklu Ferman Hüseyin liderliğindeki grubun barış sürecini sabote ettiği iddiaları gerçekçi görünebilir. Türkiye’nin istikrarsızlaşması ve kaos ortamına sürüklenmesi Beşşar Esed yönetiminin ömrünü biraz daha uzatabileceğini düşünmek mümkündür. Ancak saldırıların örgüt içinde güçler çatışmasından kaynaklandığı iddiaları pek gerçekçi gözükmemektedir. PKK içinde derin bir yapılanma veya anlayış farklılıkları olabilir ancak bu PKK’yı iki/çok başlı olarak değerlendirmek için yeterli bir sebep değildir. Kaldı ki, TC devletinin, Türkiye vatandaşı Murat Karayılan’ı, Suriye’nin de Suriye uyruklu Ferman Hüseyin’i muhatap almasından daha doğal ne olabilir ki? İki farklı dil ve üslup kullanan Ferman Hüseyin ve Murat Karayılan’ı ayrı gruplar olarak değerlendirmek yerine Örgüt’ün bir stratejisi olarak okumanın daha doğru olduğuna inanıyorum. Kişisel düşüncem, her türlü fikir ayrılıklarına ve Ortadoğu’da süren uluslararası mücadeleye rağmen PKK’nın Öcalan ve Murat Karayılan’ın kontrolünde olduğudur.

ab_erdogmus@hotmail.com

casino siteleri