Bingöl genç haberleri google
Bingöl genç haberleri google
DOLAR 18,5935 % 0.01
EURO 18,2025 % 0.06
GRAM ALTIN 1.021,70 % -0,12
ÇEYREK A. 1.670,49 % -0,12
BITCOIN 374.566 -1.351
ÜYE PANELİ
SON DAKİKA
hava 28°
Google News

Kanlı Bayram ve Dış Politika

Düşüncesi, inancı, kimliği, siyasi tercihi ne olursa olsun insanlık vicdanı gereği her insan, kim tarafından ve hangi amaçla yapılırsa yapılsın terör eylemleri karşısında tepki verebilmelidir. Tel’in ve kınama ile yetinmemeli, karşı duruşunu ve duyarlılığını sürekli hale getirebilmelidir.

Son Güncelleme :

26 Ağustos 2012 - 19:53

/ 95 views kez okundu.
Kanlı Bayram ve Dış Politika
Gaziantep'te 9 kişinin yaşamını yitirdiği, 60'dan fazlasının da yaralandığı terör saldırısının da tel’in edilmesi ve toplumsal bir duruş sergilenmesi gerekiyor. Yalnız bu toplumun değil, bu coğrafyanın acıları ve hatta zulme maruz kalan her insanın acısı ortak acımızdır. Aksi bir bakış açısı vicdanlarımızdaki tahribata işaret eder.
Ancak kamuoyunda eylemin arka planından çok, iç politikaya malzeme olacak şekilde tartışılması en az terör eylemi kadar üzücüdür. İçinde bulunduğumuz çatışma süreci, farklı saldırılar için bir zemin oluştursa da bu eylem karşısında kamuoyu büyük bir şaşkınlık içindedir. Yöneticilerin klişe sözleri, kaygıları gidermek bir tarafa toplumu karamsar olmaya götürecek mahiyettedir. Yetkililer, faillerin adresini PKK olarak verse de, eylemi PKK’nın Şemdinli operasyonlarının intikamı olarak görülmesi inandırıcı gelmemektedir. Kanlı saldırının faili PKK veya başka örgüt olabilir ama eylemin Suriye ile ilişkisi çok açıktır. İran’ın açıklamaları ve eylem için Gaziantep’in seçilmesi bunu desteklemektedir.
Bu eylemi Suriye lehine yapılmış bir eylem olarak değerlendirmek mümkün olsa da önemli olan Türkiye’nin dış politikasını sorgulamaktır. Bu nedenle kim tarafından yapılırsa yapılsın öncelikle bu eylem, Türkiye’nin komşularına ve Ortadoğu’ya yönelik dış politikasına bir cevap ve uyarı niteliğindedir. Eylemin yapılış tarzı da dış istihbaratların etkin rol aldığını ispatlar mahiyettedir.  
Filistinli Şair Mahmut Derviş’in İsrail ile ilgili şu tespiti herkes ve her devlet için geçerlidir: “Komşusunun fakirliğinden mutluluk duyan bir zengin ahmaktır. Çünkü hiçbir zaman kendini güvende hissetmeyecektir. İsrail’in tek güvenliği, komşusunun güven içinde ve haysiyetiyle yaşıyor olmasıdır.” Gerçekten de etrafı yangın içinde olan, üstelik bu yangında dahli de bulunan birinin güven içinde olmasına imkân var mıdır? Gaziantep’te meydana gelen vahşet ve terör eylemine benzer, hatta daha barbarcası her gün Suriye’de hem iktidar hem de muhalif güçler tarafından gerçekleştirilmektedir.
Devlet olarak Türkiye’nin NATO ile birlikte hareket etmesi anlaşılır bir durumdur. Ancak Suriye’deki Baas rejiminin yıkılmasının Türkiye’yi rahatlatacağı algısı gerçekçi değildir. Çünkü bu ülkede demokrasi isteyen veya toplumsal kesimleri temsil eden bir muhalefet oluşumu söz konusu değildir. Tarihi tecrübelerden yola çıkarak denilebilir ki, kötü yönetim dahi kaos ve terör ortamından daha iyidir. Değişim iddiasında olanların proje, hedef, toplumsal temsil, referansı, siyasal modeli belirgin olması gerekir. Aksi halde girişimlerin, bedeli ve telafisi dahi mümkün olmayacak sonuçlar doğurması kaçınılmaz olur. Adına “Özgür Suriye Ordusu” denilen ne olduğu ve kimlerden müteşekkil olduğu, hangi toplumsal kesimlerin desteğine sahip olduğu belirsiz bir muhalefet grubunun arkasına takılan Türkiye’nin rejim değişikliğine rağmen Suriye’de belirleyici olma ihtimali yok denecek kadar azdır. Bu gerçeğin anlaşılmasına rağmen, başlangıçta içine düştüğü yanlışta ısrar eden Hükümet, hem Türkiye’yi hem de iktidarını açıkça tehlikeye atmaktadır. Esed’in devrilmesi durumunda dahi Türkiye’nin ABD ve müttefiklerini memnun etmek dışında bir kazancı olmayacağı ortadadır. Bir asır “Araplar İngilizlerle işbirliği yaparak bizi arkadan vurdu” diyerek Arap düşmanlığı yapanlar, Küresel güçlerle işbirliği yaparak sebep oldukları “Türk ve Türkiye Düşmanlığı”nı bir asırda telafi edebilirler mi?
Kaldı ki Suriye konusunda Türkiye’nin tek başına inisiyatif kullanamayacağı da bilinmektedir. Suriye sınırında askeri hareketliliğe dahi tepki veren ABD’nin, Türkiye’nin herhangi bir askeri müdahalesine izin vermeyeceği çok açıktır. Bu durumda Türkiye’nin kırmızıçizgilerinin ne önemi vardır? Irak için ileri sürülen kırmızıçizgileri bugün hatırlayan var mı? Bu kadar kısa süre içinde dış politikada inandırıcılığını, güvenirliliğini kaybeden bir ülkenin bölgede yönlendirici olması mümkün müdür?
Esed’in devrilmesine destek veren demokrasi havarisi Fransa, Ürdün sınırına küçük bir sağlık ekibi göndermekle yetinirken Türkiye’nin iç savaşa müdahil olmasını İnsan hakları ve demokrasi ile izah etmek nasıl inandırıcı olabilir? Rejim uygulamalarının aynısını icra eden ve sokak ortasında kadın-erkek-yaşlı-çocuk ayırımı yapmadan insanları boğazlayan bir muhalefet zihniyetinin demokrasi ve insan haklarıyla ilgisine inanmak mümkün mü? AK Partililerin dahi buna inanmadıkları ve büyük çoğunluğun vicdan azabı içinde oldukları tarafımızdan bilinmektedir. Peki, İktidar sözcülerinin bu yöndeki gerekçeleri kendi taraftarını bile tatmin etmezken, kimleri aldatmaya yöneliktir? İktidarın Suriye politikasından dolayı vicdan azabı çeken başta AK Partililer olmak üzere dini kesimlerin sessiz kalmasının gerekçeleri kime inandırıcı gelmektedir? Destek veren kesimlere ise yaratılan kaos ve katliamların vebali yeter, diye düşünüyorum.
Türkiye ulusçu/milliyetçi devlet düzeninde ısrar ettiği, demokrasi ve Kürt taleplerine direndiği sürece rahatlaması ve komşularından emin olması mümkün olmayacaktır. Irak’ta olduğu gibi ne yazık ki Suriye’de de Türkiye, Kuzey Suriye’ye ve mezhep taassubuna hapsolmuş durumdadır. Kim ne derse desin, Suriye politikası Türkiye’nin son yıllardaki en büyük stratejik hatalarından biridir. Ne yazık ki bunun bedelini bütün toplum olarak ödemekteyiz.
 
casino siteleri