Bingöl genç haberleri google
Bingöl genç haberleri google
DOLAR 18,5039 % -0.02
EURO 18,1433 % -0.12
GRAM ALTIN 988,22 % 0,03
ÇEYREK A. 1.615,74 % 0,03
BITCOIN 360.900 -0.202
ÜYE PANELİ
SON DAKİKA
hava
Google News

Sağduyu Zamanı!

Bir yılı aşkın bir süredir giderek tırmanan şiddet kaygı verici boyutlara ulaşmış ve toplum içinde de huzursuzluğa neden olmaktadır.

Son Güncelleme :

24 Eylül 2012 - 12:49

/ 101 views kez okundu.
Sağduyu Zamanı!
Neredeyse her gün birkaç insanımızın öldürüldüğü haberleri Türkiye’nin bir iç savaş yaşadığı kanaatini güçlendirmektedir. Öncelikle arka planda PKK ile görüşmelerin yapıldığı ihtimalini varsayarak ifade edebilirim ki, bu sürecin böyle devam etmesi durumunda PKK, siyasi konumunu güçlendirmiş olarak bir ateşkes kararı verecektir. Tarafların nasıl bir strateji uyguladığını söylemek kolay değildir. Ancak bir ateşkes kararı dahi Türkiye’nin içerde normalleşmesini sağlayacağı kesindir. Toplumsal beklentinin de bu yönde olduğunu düşünüyorum.
Cehennem ateşi gibi yanan ve etrafını da yakan bölgemizde, Türkiye’nin iç çatışmalara yoğunlaşması uluslararası bir planın parçası olarak da değerlendirilebilir. Ancak siyasal sorunlarını devamlı erteleyen, çözmek yerine sorun üzerinden siyaset yapmayı bir politik gelenek haline getiren Türkiye’nin, bu mazeretin arkasına sığınma hakkının olmadığını düşünüyorum.
Geleneksel devlet politikalarının bir sonucu olarak, özellikle de son otuz yıldır uygulanmakta olan şiddet politikaları, sadece bölge halkının devlete yönelik güvensizliğini artırmakla kalmamış, siyasi partilere olan güveni de büyük ölçüde sarsmıştır. En başta AK Parti’ye duyulan güven, pek çok olumlu icraatlarına rağmen milliyetçi söylem ve güvenlik merkezli politikaları nedeniyle giderek azalmaktadır.
AK Parti ile BDP arasında yaşanan gerilimin ise, Türkiye genelinde toplumsal ayrışmaya ve zihinsel bir bölünmeye hizmet ettiği kanaatindeyim. Çünkü cepheleştiren, kutuplaştıran bir siyaset, toplumsal kesimler arasında da kin ve nefretin oluşmasına neden olmaktadır. Şiddet tırmandıkça, patlayan bombalar, gelen cenazeler karşılıklı nefretin boyutlarını giderek artırmaktadır. Unutmayalım ki nefret, insanın en tehlikeli duygusudur. Nefretin yaygınlaşarak zihinlerde yerleşmesi kaygı vericidir. Sağduyu sahibi herkesin, bu tehlikeyi görmesi ve bu çerçevede davranması gerekir.
Siyasi partilerin gerginliği esas alan politikaları Türkiye genelinde sorun oluşturmaktadır. Hiçbir ilke ve sınır tanımayan, insani, ahlaki değerleri araçsallaştırmaktan geri durmayan pragmatist siyasete karşı, toplumsal duyarlılığa ihtiyaç vardır. Bir toplumun adalet anlayışı kaybolmaya başladığı zaman çürümeye yüz tutar. Bu nedenle toplum olarak duyarlılık bilincini ve adalet inancımızı kaybetmemiz durumunda asıl felaketin hepimiz için söz konusu olacağını bilmeliyiz.
Kimi çevrelerin demokrasi, kimi çevrelerin de İslam ambalajı içinde sunduğu öneriler, kutuplaşmayı, ayrışmayı daha da derinleştirmektedir. Daha vahim olanı ise; bu çevrelerin kullandıkları hak, hukuk, adalet, merhamet, emanet, ehliyet, ahlak, vicdan gibi İslami referanslar giderek inandırıcılığını kaybetmektedir. Bu değerleri aşındırmaya, kirletmeye, istismar etmeye kimsenin hakkı olmamalıdır.
Ayrıca, coğrafyamızda şekillendirilmeye çalışılan yeni düzende, her ülke için hassas ve kırılgan noktalar vardır. Öfke ve nefretten beslenen politikalar sadece muhatabımıza zarar vermekle kalmaz, muhtemelen her iki tarafı sonu belirsiz bir girdabın içine çeker. Bu kırılgan ve hassas ortamda, başta iktidar ve siyasetçiler olmak üzere iş dünyasından üniversitelere, sivil toplum kuruluşlarından medyaya kadar her kesimin ve herkesin gereken dikkati göstermesi olmazsa olmaz bir zorunluluktur.
Adına “sivil” denen kesimlerin savaş çığırtkanlığı yapması, insani sorunlara askeri bir yaklaşım içinde olmaları kabul edilemez. Kaldı ki bu durum, “sivil” iddiasında olan kurumların inandırıcılığını da ortadan kaldırmaktadır. Savaş ortamında bile sivil bir duruşa ihtiyaç vardır. Fitneyi ortadan kaldıracak olan, savaş çığırtkanlığı, iktidar yalakalığı değil, sivil- vicdani-ahlaki ve insani bir duruştur.
Türk-Kürt anne-babaların feryatlarını ve figanlarını, sızlayan yüreklerinin acılarını anlamak için medya patronlarının, devleti yönetenlerin, kuvvet komutanların ve siyasi liderlerin evlat acısı mı yaşamaları gerekir? Türkiye’de anne ve babalar bu acıları fazlasıyla yaşadı, daha fazla yaşamaları kimin yararınadır? Anlaşılması zor olan; silahların susturulması için PKK ile önümüzdeki aylarda yeniden müzakere yapılması kuvvetle muhtemel olmasına rağmen şiddetin bu kadar tırmandırılmış olmasıdır. Bunun nedeni müzakere öncesi tarafların sadece ellerini güçlendirmek ise, ödenen bu kadar ağır bedellerin ve feda edilmekte olan bunca evladımızın hesabını kimler ve nasıl verecek?
Sorunlarımızı ve acılarımızı ortaklaştırmadan toplumsal barıştan ve ülke huzurundan söz etmek mümkün değildir. Öldürülen her insan bizim insanımız olduğuna göre, acısı da bizim olmalıdır. Anneler ve gözyaşları arasında ayrım olmayacağı gibi öldürülen insanlarımız arasında da ayırımı ortadan kaldırmalıyız. Bu ülke bizim ve hepimizin, yaşadığımız krizleri de birlikte atlatmak yine hepimizin sorumluluğudur. Ancak iktidar olanların ve siyasilerin sorumluluğu herkesten daha fazladır. İdeolojik ve politik hırslarına hâkim olamayan siyasetçilerin ise krizleri yönetme kabiliyetleri olamaz.
casino siteleri