
Çünkü elinde az çok sermayesi olan herkes dünyanın herhangi bir yerinde televizyon kanalı açma imkanına sahip olduğu bir dönemde TRT Şeş'in açılmasını önemsiyorum. Mardin Artuklu Üniversitesi'nde ve Diyarbakır Dicle Üniversitesi'nde ana dilde eğitim görmek isteyen çocuklara ders verebilecek eğitmen yetiştirmek üzere bölümler açılması da olumlu bir süreçtir.
AKP'nin bu saydığım konularda adım atması olumludur. Ancak bu adımlar politize olmuş Kürtlerin isteklerini karşılamaya yeterli görülmüyor. Erdoğan'a oy vermiş Kürtlerin de içinde bulunduğu kesimler barışa götüren yolda daha olumlu adımlar atılmasını aslında istiyorlar. Bu anlamda Sayın Erdoğan'a inanılıyor.
Bunlar ideolojik fraksiyonlar da diyebiliriz. Bir de Alevi kanat olarak tanımlayabileceğimiz mezhepsel tantaslı gruplar… Bunlar da barış ortamının sağlamasına sıcak bakmazlar. Tarihsel süreçte hep kendini mazlum gören, kendisine haksızlık yapıldığını sayan, itildiğine inanan bu mezhepsel grup da PKK'nın çözüme yaklaşmak için aldığı kararlara hep muhalefet etmişlerdir.
1990'lı yılların başında Öcalan, rahmetli Turgut Özal'ın atmaya çalıştığı adımlarla birlikte çözüm yolunun bulunması için çeşitli arayışlara girdi. Örgütün lideri olarak Öcalan bile, bu tür barışı getirecek adımlara olumlu anlamda karşılık verirken, örgüt içinde saydığım solcular ve Alevi kanat, sürekli olarak bu konularda ayak diretmiştir. Bu anlattığım fraksiyonların yanında konjonktürel durumlar da barış için adımlar atılmasını zaman zaman zorlaştırmıştır.
Şu anda PKK'nın içinde barışı isteyen kişi olarak Karayılan'ı görüyorum. Mücadelenin tarihi sürecini bilen ve bu anlamda sıkıntı çektiği için daha fazla sorumluluk üstlenen kişi ve gruplar; PKK'yı feshederek bir siyasal yaklaşım içerisine girme düşüncesini her zaman masada tutmuştur.
Nitekim Abdullah Öcalan, son olarak 2002'nin başında kalıcı barışın sağlanmasına karşılık, PKK'nın kapatılabileceğini veya dönüştürebileceğini söyledi. 2002-2003 yıllarıydı. Biz silahın devreden çıkartılması, halkın siyasi bir güç haline getirilmesi ile çözüme gidilmesine inandık. Bu işin düşüncesini oluşturarak yapmak istedik.
Biz peyderpey toplum demokratikleştikçe siyasetle çözümün geleceğine inandık. Uygun siyasal ortam doğarsa barışçıl bir çözüm için katkı sunmaya hazırdık. İmralı'dayken bu yöndeki görüşmelerini, bu düşüncelerini örgütün dağ kadrosuna ve Kandil'e iletti.
Bu sadece Kürtlerin mücadelesinde olmamıştır. Tarihe baktığımızda buna benzer birçok sürecin yaşandığını görürüz. Ben kendim Osman Öcalan olarak silahlı mücadele devrinin, şiddet devrinin bittiğine yıllar önce kanaat getirdim ve bu işin siyasal mücadelesinin verilmesi gerektiğini söyledim.
Bugün de bu yöndeki fikirlerimi daha yüksek bir sesle söylüyorum. Ben ve benim gibi düşünen örgütün yönetim kadrosundaki çok sayıda kişi, bu düşüncelerle kenara çekilmek zorunda kaldı. Onurlu bir mücadele verilerek bu konu siyaseten de konuşulabilir ve kalıcı barış ortamının sağlanması için bu yöntemin zamanının çoktan geldiğine inanıyorum.
Ancak 21. yüzyılın başından itibaren dünyadaki politik yaklaşımlara da bakıldığında silahlı mücadele döneminin geçtiğini görüyoruz. Biz de bu anlayışla yaklaşım sergilediğimiz için itham edildik. 2002-2003 yıllarıydı. Biz silahın devreden çıkartılması, halkın siyasi bir güç haline getirilmesi ile çözüme gidilmesine inandık. Bu işin düşüncesini oluşturarak yapmak istedik.
Kendisine faydası olmayan bir savaşı yürütüyor. Osman Öcalan Kimdir? 1958 yılında Şanlıurfa'da doğdu. Öcalan ailesindeki 7 kardeşin en küçüğü. 20 yaşında katıldığı PKK'da 26 yıl boyunca aktif olarak yer aldı. Örgüt içerisindeki kod adı "Ferhat'tı. 1986'da PKK'nın lider kadrosuna girdi ve Abdullah Öcalan'ın yakalanmasının ardından örgütte kısa sürede yükseldi. Apo tarafından eleştirilmesine rağmen PKK'da başkan yardımcılığına kadar yükseldi.
Ekmek fırını açarak esnaflığa başladı. Keve Suci'den iki erkek çocuğu oldu. Şiddetli geçimsizlik sebebiyle Keve Suci'den boşandı ve çocuklarını yanına aldı. Şubat 2008'de ikinci evliliğini Kuzey Irak'ın Dohuklu 22 yaşındaki Sozan ile yaptı. İkinci evliliğinden "Abdullah' adını verdikleri 8 aylık bir çocuğu var. Hayvan besiciliği de yapan Osman Öcalan, maddi sıkıntı çektiği zamanlarda bölgenin ileri gelen aşiret reislerinden yardım aldığını söylüyor.
Nesillerin ve milletlerin geleceği için çok önemli. Üç oğlum var. Erdoğan'ın üç çocuk tavsiyesine uydum (şakayla karışık).
Fırat(8), Velat(6) ve Abdullah (8 aylık). Fırat bizim yaşadığımız coğrafyaya yaşam verdiği için, Velat, ülke-memleket hasreti, Abdullah ise hem dedem hem de abim Apo'nun adı olduğu için bu isimleri koydum. 18 yıl dağda kaldım. Aile ortamından uzak ve yerleşik olmayan bir hayat tarzıydı. Baba olmak insanı duygusallaştırıyor.
Peki siz çocuklarınızı dağa gönderir misiniz?
Ben çocuklarımı dağa göndermem. Bizim jenerasyonumuzun hayatı dağda mücadele vererek geçti. Öcalan ailesi olarak biz Kürtlere önemli hizmetler ettiğimize inanıyoruz. Ancak benim çocuklarımın dağa çıkmalarını istemem. Benim büyük oğlum Fırat, “baba ben ne zaman gerilla olacağım” diye soruyor. Ben de “hayır sen gerilla olmayacaksın” diyorum.
Herhangi bir ticari faaliyetiniz var mı, geçiminizi nasıl sağlıyorsunuz?
Süreklilik arz eden bir ticaretle uğraşmıyorum. Ama zaman zaman hayvan besliyorum. Orta büyüklükte bir çiftlik kurduk. Fakat maddi sıkıntılarımız olduğunda da, buradaki yerel yönetim olumlu yaklaşımda bulunuyor. Buradaki aşiret reisleri sağ olsunlar bizi kırmıyorlar. Sıkıntılarımız olduğu zaman aşmamıza yardımcı oluyorlar.
Türkiye'de aleyhinize olan veya sanık olarak yargılandığınız bir dava var mı?
Bildiğim kadarıyla yok. Ben örgütte kaldığım 18 yıllık süre içerisinde kimseye tek kurşun sıkmadım. Ancak örgütün yönetici ve karar verme kadrosunda olduğum için haliyle belli bir dönemde sorumluluğum olmuştur. Mesela Erdal Sarızeybek, zaman zaman kendi görev bölgesindeki eylemlerden bahsederken beni suçlayıcı bazı yaklaşımlarda bulundu.

