Bingöl genç haberleri google
Bingöl genç haberleri google
DOLAR 18,4537 % -0.14
EURO 17,7651 % 0.01
GRAM ALTIN 964,24 % 0,13
ÇEYREK A. 1.576,53 % 0,13
BITCOIN 355.603 1.732
ÜYE PANELİ
SON DAKİKA
hava 14°
Google News

Türkiye’de siyaset-demokrasi ilişkisi

Türkiye’de temel siyasi sorunların karmaşık bir hale gelmesinde ve kronikleşmesinde, oligarşik devlet düzeni kadar, demokrasi anlayışına ters düşen siyasal örgütlenmelerin ve özellikle de siyasi partilerin kurumsal yapısının payı büyüktür.

Son Güncelleme :

04 Haziran 2012 - 18:29

/ 110 views kez okundu.
Türkiye’de siyaset-demokrasi ilişkisi

 

 

Darbe anayasası ve askeri vesayetin demokratik siyaseti kesintiye uğrattığı ve siyaseti yozlaştırdığı doğrudur ancak, Türkiye’de demokratikleşmenin önündeki tek engel, sivil-demokratik anayasa eksikliği değildir. Mevcut anayasa ve yasalarda var olan veya demokratikleşme/demokratik reform adına yapılan düzenlemelerle anayasaya eklenen hak ve özgürlüklerin realize edilememiş olması da önemli bir eksikliktir. Kuşkusuz bunun sorumlusu en başta siyasi iktidarlar ve demokrasi iddiasında olan siyasi partilerdir. Belki bundan daha önemlisi, demokrasi kültürünün yöneticiler ve özellikle siyasetçiler tarafından henüz içselleştirilmemiş olmasıdır.

 

 

 

Bir başka neden olarak da siyasilerin; demokratik siyasetin gereği olarak sistemi demokratikleştirmeyi hedeflemesi gerekirken, demokrasiyi bir iktidar aracı olarak kullanmasıdır. Esasen başından itibaren, kurulu devlet düzeni de demokrasiyi bir araç olarak kullanmış ve siyasetçileri de bu yönde siyaset yapmaya zorlamıştır. Gerekçesi ne olursa olsun, neredeyse bütün siyasi partilerin, jakoben, baskıcı devlet uygulamaları karşısında demokrasiyi bir araç olarak kullandıklarını söyleyebiliriz. Neredeyse her parti, otoriter/militarist ve bir o kadar da milliyetçi bir ideoloji ile şekillenen hastalıklı siyaset tarzını esas alarak, demokratik siyaset iddiasını seslendirmeye çalışmaktadır. Daha vahim olanı da, ideolojilerini demokrasi ambalajı içinde topluma sunmalarıdır.

 

 

 

Bu tablo doğrultusunda, iktidar ve muhalefetiyle demokrasi iddiası taşıyan partilerin demokrasi anlayışı, parti iç işleyişi ve uygulamaları ortadadır. Muhafazakâr demokratlar, Liberal demokratlar, Sosyal demokratlar, Milliyetçi demokratlar vs. listeyi uzatmak mümkündür. Ancak demokrasi havarisi kesilen liderlere bakmak yeterlidir. Liderin iki dudağı arasından çıkanlar talimat olmakta, emir olmakta ve ferman sayılmaktadır. Bütün bunlar da demokrasi adına yapılmaktadır! Bu parti ve liderlerinin demokrasiye örnek gösterilebilecek hangi uygulamaları ve davranışları vardır?

 

 

 

Neredeyse bütün partiler aynı yöntemle aday belirlemekte ve teşkilatlarını yapılandırmaktadır. Bir anlamda askeri hiyerarşinin bir benzeri siyasi partilerde yaşanmaktadır. 550 milletvekili, 85 il ve büyük ilçe Belediye Başkan adaylarını, bir parti lideri istediğinde tek başına ya da kendi seçtiği bir ekip tarafından tespit edebilmektedir. Bu durumu sivil cunta olarak nitelendirenlere hak vermemek mümkün mü? Hangi partinin il, ilçe ya da genel kongreleri gerçek anlamda bir demokratik yarışa sahne olmaktadır? Delegenin onda birinin toplanmasıyla yapılan kongrelere demokratik kongre denilmekte, istisnai bir durum olarak Genel Başkan’ın adayına karşı kazanan liste iki gün sonra Genel Merkez Yönetimi tarafından feshedilmektedir. Bu yapıya demokrasi demek mümkün mü? Yarışsız, rekabetsiz bir siyasetin adı nasıl demokratik siyaset olur?

 

 

 

Bundan yola çıkarak diyebiliriz ki, hastalıklı olan demokrasiden yoksun Türk siyasetidir ve siyaset aklıdır. Düşününüz ki % 1 dahi oy alma kabiliyeti olmayan siyasi partilerin işleyişinde dahi demokratik siyaseti görmek mümkün değildir.  Parti genel başkanlarının iki dudağı arasından çıkanlar emir ve talimat olarak kabul edilmekte, padişah fermanı gibi sorgusuz, sualsiz yürürlüğe konulmaktadır. Devlet bürokrasisinde bile emirler yukardan aşağıya rica olarak verilirken, siyasette nezakete gerek duymadan direkt talimat olarak verilmektedir. Bir garabet örneği olarak Türk siyasetindeki bu işleyişe de demokratik siyaset denilmektedir.

 

 

 

Sonuç olarak, siyaset-demokrasi ilişkisini, partileri, siyasi bilincimizi ve demokratik kültürümüzü, dolayısıyla siyaseti sorgulamamız gerekir. Esas itibariyle bunu yapabilirsek çağın ruhuna uygun yeni ve nitelikli bir siyasete ihtiyaç duyacağımızdan eminim. Çok açıktır ki, TBMM’nde temsil edilen partilere gösterilen ilgi ve desteğe rağmen Türkiye’de ihtiyaç duyulan demokratik siyasettir. İleri demokrasi iddiası olanlar için bugünden farklı yeni bir siyaset tarzına ihtiyaç vardır. Siyaset-demokrasi ve toplum için hayati önemi olan bu alan olduğu gibi boştur. Ya mevcut partiler bu alanı hakkıyla, layıkıyla, yalın, açık ve dürüstçe dolduracaklardır, ya da akılcı, uzlaşmacı ve çözüme yönelik yeni bir siyaset ihtiyacı giderek artacaktır.

 

 

 

ab_erdogmus@hotmail.com