Bingöl genç haberleri google
Bingöl genç haberleri google
DOLAR 18,4553 % -0.14
EURO 17,7649 % -0.09
GRAM ALTIN 965,00 % 0,21
ÇEYREK A. 1.577,77 % 0,21
BITCOIN 356.180 -0.11
ÜYE PANELİ
SON DAKİKA
hava 14°
Google News

Adalet Temayülü

06-08 Eylül 2012 tarihleri arasında, Bingöl Üniversitesi’nde düzenlenen “Kimlik, Kültür ve Değişim Sürecinde Osmanlı’dan günümüze Kürtler Uluslar arası Sempozyumu”na davetli olarak katıldım. “Kürt Sorununa Kalıcı Çözüm: Adalet Temayülü” başlığı altında sunduğum tebliğ ile katkı yapmaya çalıştım. Yaklaşık 80 kişinin katıldığı Sempozyum’un verimli geçtiğini ifade etmeliyim.

Son Güncelleme :

10 Eylül 2012 - 11:14

/ 102 views kez okundu.
Adalet Temayülü
Çözüm önerisi olarak takdim ettiğim “Adalet Temayülü” başlığına ilham veren Bediüzzaman Said Nursi’nin Münazarat adlı eserinde bir soruya verdiği cevaptır. Esas itibariyle Üstad, “Adalet temayülü”nü Ermeni meselesinin çözümü için öne sürer. Ancak Ermeniler için olduğu kadar başta Kürtler olmak üzere her kesim için bir çözüm perspektifi sunduğu kanaatindeyim. Bu nedenle Üstadın bir sual üzerine verdiği cevabı sizlerle de paylaşmak istiyorum:
 
“Suâl: "Ermeniler bize düşmanlık edip, hile ve hıyânet ediyorlar. Nasıl dostluk üzerinde ittifak edeceğiz?"
Cevap: Düşmanlığın sebebi olan istibdat öldü. İstibdadın zevâli ile dostluk hayat bulacak. Size bunu katiyen söylüyorum ki, şu milletin saadeti ve selâmeti Ermenilerle ittifak ve dost olmaya bağlıdır. Fakat zelil bir tarzda dost olmak değil, belki milli izzeti muhâfaza ederek, musâlaha (sulh yapma) elimizi uzatarak.
Bir şey söyleyeceğim: Eğer Ermenilerin birden varlık sayfasından silinmesi mümkünse, işte yalnız o zaman size husumetin bir faydası olabilir. Yoksa mutlaka husumet zarardır. (Bu hiç mümkün olabilir mi?) Hâlbuki Âdem zamanında yolda arkadaşlık eden bizimle gelmiş büyük bir unsurun (ırkın) yok olması değil, belki küçük bir kavmin mahvı, (Bir Arap atasözünde; önünde, dikenli bir ağacın kabuğunu soymak kadar güç engeller var, denildiği gibi,) çok zordur. Ömer Dilân Kabîlesi bin senedir yine Ömer Dilândır. Hem de Ermeniler, uyanmışlar; siz uykudasınız, rüyâ görüyorsunuz. Hem de milliyet fikrinde müttefik ve kavîdirler; siz, ihtilâfla şimdilik boşsunuz, hem de galebe etmek istiyorsunuz. Onların sizi mağlup ettiği silahla, yani akıl ile, milliyet fikriyle, yükselme meyliyle, adalet temayülü (meyil ve arzusu ile) mağlup edebilirsiniz. Bence şimdi kılıç vurana, o kılıncın aksi döner, yetimlerine dokunur. Şimdi galebe kılıç ile değildir. Kılıç olmalı, lâkin aklın elinde. Hem de dostluğun sebebi vardır. Zîrâ komşudurlar. Komşuluk, dostluğun komşusudur. Hem de onlar uyandılar, dünyaya yayıldılar, terakkiyât (ilerleme ve yükselmenin) tohumlarını topladılar; vatanımızda ekecekler. Bizi medeniyete mecbur, terakkîye îkaz edip bizdeki milliyet fikrini hüşyâr (uyanık) hale getirecekler. İşte şu noktalara binâen, onlarla ittifak etmek lâzımdır. Hem de bizim düşmanımız ve bizi mahveden, cehâlet ağa, oğlu zaruret (muhtaçlık) efendi ve torunu husumet beydir. Ermeniler bize düşmanlık etmişlerse, şu üç müfsidin (cehalet, zaruret ve husumet) kumandası altında yapmışlar.”[1]
 
Sosyal meseleler üzerine yaptığı tespitler üzerinden yüzyıl geçtiği halde hala taptaze duran fikirlerin beslendiği kaynağı bilmeden bugünün sosyal sorunlarına doğru çözümler bulmamız mümkün değildir. 
 
Gerçekten de adalet, esas olandır, ister Gayr-i Müslim, ister Müslüman olsun her kesime uygulanması gerekir. Müslümanların kendi aralarındaki münasebetlerde ise, aslolan adaletten öte ihsandır. Ancak Osmanlı mirası üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bırakın ihsanı, adaleti uygulamaya dahi yanaşmamıştır.
[1] Bediüzzaman Said NURSİ, Münazarat, Sadeleştiren Abdullah AYMAZ, Şahdamar, İstanbul, 2006, s.70-71.
 
Bugün siyasal sistemi ‘Adalet’ temelinde tesis etmedikçe Türkiye’nin sahip olduğu çoğulcu yapıdan ve farklılıklardan barışa dayalı bir bütünlük oluşturulması mümkün değildir. Adalet sadece çoğulculuğun, inanç ve etnik farklılıkların güvencesi değil, ekonomik, sosyal, siyasal hayatın da teminatıdır.
 
 Kürtler de, son yüzyılda uğradıkları haksızlık ve güven bunalımından, adaletin hüküm sürdüğü bir yapı ile kurtulabilirler. Kendilerine zulüm yapılmayacağına, haklarına tecavüz edilmeyeceğine duyacakları güven ile ayrılık düşüncesinden sıyrılıp yeniden birlikte yaşama düşüncesini savunabilirler. Bu güven tesis edildiğinde adalete herkes boyun eğecektir. Aksi takdirde “verdikçe daha fazlasını istiyorlar” yaklaşımı bir tekebbür ifadesidir ve adaletin bir lütuf olarak dağıtıldığı havası oluşturulmaktadır. Oysa bugün Kürtler başkasında olanı, sadece bir kesime ait olanı değil herkesin hakkı olanı kendileri için de talep etmektedirler. Buna göre, herkes için ‘hak’ olan niçin Kürtler için de ‘hak’ olmasın? “Başkasına adet olan Kürtlere neden lütuf olsun?”
 
ab_erdogmus@hotmail.com